
Temmuz 20, 2009
Temmuz 8, 2009
Çoğu gitti azı kaldı
Ne zaman memleketin geleceği hakkında biraz ümide kapılsam, “belki ben görmem ama bu iş olacak” diyesim gelse, aklıma bu hissiyatı en güzel ifade eden NFK’in dizeleri gelir.
Nakarat
Küçükken derdi ki, dadım:
Çoğu gitti, azı kaldı.
Büyüdüm, ihtiyarladım,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kır at, kişne kır at
Çoğu gitti, azı kaldı.
Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı…
Necip Fazıl Kısakürek
Altı üstü beş metre bez.
Çoğu gitti azı kaldı…..
**********************
Bu da “bunlar olurken sen ne yaptın” testinden alnının akıyla çıkabileceğini düşündüğüm bir avuç entellektüelden birinin , Ustad kadar veciz olmasa da gayet gerçekçi bir vaziyet tahlili:
Ali Bayramoğlu
alibayramoglu@tnn.net
03 Temmuz 2009 Cuma
Gül Demirel değil… Gün de 28 Şubat değil…
Dün son haftanın gelişmelerini sıralamıştık… Bunlara bir yenisi eklendi. Albay Çiçek tutuklandıktan 19 saat sonra tahliye edildi.
O andan itibaren basında askeri yargı ile sivil yargıyı yarıştıran yazılar, haberler yer alıyor, albayın hapse girmesi ya da tahliyesi üzerine analizler yapılıyor.
Bu elbet sert kutuplaşmanın bir göstergesi…
Ancak görmek gerekir ki, albayın tutuklanması ya da serbest kalmasından daha önemli olan Ergenekon davası çerçevesinde hukuki takibata uğramasıdır. Muhtemel yeni bir iddianamede Albay Çiçek’in sanık olarak yer almaması mevcut veriler ve koşullarla pek mümkün görünmüyor.
Uzak açı analize daha uygun…
Yine o açıdan bakalım.
İlk görünüşte ortada bir asker-sivil gerginliği var. Ancak bu gerginliğin gerisinde devasa bir değişim tartışması yatıyor. Üstelik bu, uzun süredir böyle, askeri yargının görev alanının daraltılması yanında Ergenekon davası, daha geriye gidelim Çankaya’ya AK Parti’li bir siyasetçinin seçilmesi, AB’ye uyum paketleri, MGSB tartışması hemen hepsi aynı hatta oturuyor.
Bu da fena ayna kopymamış ha:
Gizli bir iktidar partisi olarak CHP
Ahmet Altan
Eğer Cumhuriyet Halk Partisi’ne “sosyal demokrat” bir muhalefet partisi olduğunu kabul ederek bakarsanız, bu partinin “acayipliklerini” anlamak asla mümkün olamaz.
CHP’nin ne yaptığını, neyi savunduğunu anlayabilmek için onun “halkın oylarıyla seçilmemiş” gizli bir iktidar partisi olduğunu fark etmek gerekir önce.
Dün, CHP grup toplantısında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yüzünün çizgilerine şöyle bir sürünüp geçen müstehzi ve bence biraz da müstehcen bir gülümsemeyle, “Bakarsınız bir iki saate kadar Cumhurbaşkanı Gül de bu konuda kararını verir, bu yasayı iptal eder,” diyordu.
Bu da iki öde üç oku promosyonumuzdan (ilk ikiyi okumayanlar okumasın lütfen!):
Darbe ihtimali var mı?
İHSAN DAĞI
Darbe ihtimali yok. Bunu konuşmak bile abes, utanç verici. Ama darbe heveslilerinin hem ordu içinde, hem medyada hem de iş çevrelerinde hâlâ var olduğu gerçek. Son yıllarda sistematik bir şekilde yaratılan ‘vatan ve rejim tehlikede’ havası, darbeciliğin meşruiyet zeminini oluşturuyor.
‘Devlet’in en tepesindeki kişiler bir ara, ‘Cumhuriyet’in tarihte görülmedik düzeyde tehlike altında olduğu’nu sürekli söylüyorlardı. Böyle bir ‘kaygı’, hem darbe heveslilerine psikolojik rahatlık sağlamak hem de giriştikleri işin toplumsal desteğini oluşturmak gibi iki temel işlev görüyordu.
Halkımız googleluyor
Baştan söyleyim müstehcen olanları eledim ama kalan sıralamaya dokunmadım..
Arama Motoru Terimleri
Bunlar insanların blogunuzu bulurken kullandıkları terimlerdir.
layık cumhuriyetten yana
ismail yk elbiseleri kim ogretiyor
ceza alevi yada sünlü fener yada cimbom
insan yiyen çinliler
nesli tükelen hayvanlar
23 la İlgİlİ kompozİsyon
gençkızların pornozu
başarılı guest relations
hadise nin yüz güzelliği
işkenceli ölüm vidiosu
hayvan vİdosu
dünyanın en güzel subay karıları
10 tane eser yazarları ve turu
rüyada tanga görmek
istiklal marşının öz geçmişi
Abd revizyonda kaçıncı oldu
norveç erezyon
şeytanın çocukları hakkında bilgi
türk kokuları
ayakkabı atölyesine ne denir
vatanseverlikle ilgili düşündüklerin
çok garip resimler
sİyasette skandal fotoĞraflar
elif şafak pictures
çok garip resimler
23 nisanla ilgili ingilizce kompozisyon
japon bu ülke refaha çıkmadan takım
garip resimler
laiklik hangi ülkelerde var
çağdaş bir türkiye cumhuriyeti vatan
liboş ne demek
23 nisan ingilizce kompozisyon
başarılı guest relations
erezyon hadise
erezyonda 1. olan ülke
hadise erezyon 2009
hadise erozyon
Örevİzyonu kİm kazandi
türkiye erevizyonda kaçıncı oldu
erevizyonda türkiye kaçıncı oldu
2008 erezyon şarkı yarışması sonuç
2008 örevizyon sonuçları
erevizyon
erovizyon
revizyon müzik yarışması
türkiye ilk erovizyona katıldığın
eurovizyonda azerbaycanın sırası
erevizyon yunanistan
2008 erezyon şarkı yarışması sonuç
erevizyon yunanistan
eurovisyon
erevizyon
örevizyon
eurovisyon
hadise erozyon
erezyon hadise
erozyon hadise
örevizyon 2008
orevizyon
norveç erezyon
layık cumhuriyetten yana
işkenceli ölüm vidiosu
cok teerbiyeli oyunlar
2008 manisa mera komüsyonu
fenerbahçe hakkındaki geyikler
gözündeki allah yazılı çocukların resiml
Darbecilere taş atmak?Vay küstahlar!
Aynen böyle olmuş! Ben de sizin gibi küçük dilimi yutacaktım! Benim bildiğim medeni ülkede aydınlar, proflar “ordu göreve” pankartları ile Ulu Önder’in kabrine giderler, “ordu millet el ele” denir. Sosyal demokrat demek militarist faşist demektir. Demokrasi iyidir, lakin aptal halk kendi haline bırakıldığında ya davulcuya ya zurnacıya ya da imama vardığı için sayısal üstünlük değil siyasal üstünlük baz alınır. O da işi görmezse silahsal üstünlük. O da olmadı yargının üstünlüğü, daha da olmadı saunacılar, genelevciler, mafya, el ele verip vatanı kurtarmak için vaziyete el koyar.
Askere taş atmak?
Başınıza taş yağacak Honduraslılar, size söyliim!. Zaten siz muz cumhuriyetsiniz. Gelin de Ankara’ya, Izmiir’e, esas Istanbul’a (halk ozanı Zülfü Livaneli’ye göre Etiler, Kadıköy, Beşiktaş’tan ibarettir) gelişmiş insan olmayı öğrenin!
Sizin ne düşündüğünüzü en iyi bilen ordunuz, sizin arzularınız doğrultusunda sizinle el ele bir darbe yapmış, sizin için en iyi olan Micheletti namında bir Mesut Yılmaz veya Deniz Baykal’ı koltuğa oturtmuş! Bakın bu askerinizin sizin adınıza alaşağı ettiği dinci başkanınız ne demiş bu gün: “Beni kim mi koruyor? Hz. Isa’nın kanı“! Görevi rejiminizi koruma ve kollama olan çağdaş ordunuz böyle bir gerciyi indirmeseydi de naapsaydı? Kabahat onu seçip oraya getiren sizde!
Ülkenizin dış düşmanları BM, Amerikan Devletleri Örgütü, entel lişboşlar, Katolik dinciler, hatta şimdiye dek “darbenin kötüsü olmaz” sloganı taşıyan, Allende’yi öldürüp yerine Pinochet’i getiren ABD dahi bu defa gaflet delalet ve hatta hıyanet içerisinde düşüp darbeyi kınamış! Bu ahval ve şerait içersinde vatanını seven bir Honduraslı’nın yapacağı sokaklara çıkıp kolbastı oynamak, camlara üzerinde Ulu Önder’inizin (her kim ise) resmi yapıştırılmış yeni Honduras Bayrağı asıp, tekila içerek fiesta yapmak olmalı. Daha bi çağdaş olanlarınız ise ise Dolce & Gabbana tişörtlerişnin, şortlarının protetso versiyonunu giyip, süs köpeklerini ülkenin bayrağı rengine boyadığı gibi Tegucigalpa’nın en büyük meydanını koşup “Honduras laiktir laik kalacak” diye haykırmalı!
Ama siz naapıyorsunuz?
Kurtarıcınız askere taş atıyorsunuz. Güzel Honduras’ınızın dış düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyor, entel liboş, sorospu cocuklarının peşine düşüp demokrasi havarsi kesliyorsunuz. Yaw demokrasi senin neyine vesayet?
Sen muz cumhuriyetisin. Haddini bil! Gel de Türkiye’ye gelişmiş toplum ne yaparmış öğren! Bi daa da uyarmam!
Kim demiş darbecilik çağdışı diye?
Honduras ne olacak peki?
Honduras da nereden mi çıktı? Okuyun da öğrenin:
Habere göre Honduras’ta askerler son 16 yılda Orta Amerika’da gerçekleşen ilk darbe ile demokratik olarak seçilmiş devlet başkanını devirip yerine başka birini oturtmuşlar. Darbe bütün Latin Amerika ülkelerince ve ABD’ce dahi(!) kınanmış. Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez ise, darbecileri devirmek için dostu Manuel Zelaya’ya destek sözü vermiş. Yalnız bizdekilerin aksine burda dabeye maruz kalan Başkan Zelaya, tası tarağı toplayıp gitmemiş. Kendisi Kosta Rika’de iken gerçekleşen darbeye cevabı “Ben hala başkanım ” olmuş. Öte yandan Honduras Başkenti Tegucigalpa’da askerler bir başkasına (Roberto Micheletti ) yemin ettirmişler. Olmuş “iki başlı” devlet. Siz Türkler duymamışsınızdır böyle bir kavramı di mi ama? Detaylar haberde.
Burada bizim için önemli olan şudur. Entel liboşlar, dinciler, Türkiye düşmanlarının “darbeler çağdışıdır” iddiaları çürütülmüştür! “Ama Honduras gibi bir muz cumhuyriyetini mi örnek alıcaz ki” diye mırın gırın istemem! Zaten Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ( Kuzey Kore), Türkmenistan, Tunus ve Myanmar (Burma) modellerine de aynı itirazı getirmiştiniz. Sizin niyetiniz bozuk! Onu bunu bilmem. Ben derim ki, tez elden bizim darbeder çağdaşlar Honduras modeli üzerinde bilimsel araştırmalar ve incelemelerde bulunmak üzere Tegucigalpa’ya bir heyet göndermelidir. “Bir kaç boru” , “kağıt parçası” (hem de imzası ıslak diil) , bir kaç kafatası, bir kaç toplantı ile bu işi kotarmak zor gibi görünüyor.
”Beyin göçü”nce ne olur…
Ben ne bileyim? Haddimi bilip mikrofunu psikiatrist-Taraf köşe yazarı Sivilay Abla’ya bırakıyorum:
Beyin göçü
Soru: Sevgili Sivilay Abla, bazen dolmuşta, otobüste iki kişinin konuşmasına şahit oluyorum. Birbirlerine söyledikleri baştan sona yanlış. Aralarına girip “Kardeşim, o gösterdiğin yer Yeniköy değil Kandilli, o ağaç çam değil servi, Ergenekon AKP’nin seçim çalışması değil bildiğin gladio, derin devlet örgütlenmesi” diyesim geliyor. Cesaret edip söyleyemeyince de sabaha kadar mideme kramplar giriyor. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? (Hamdiye Parlak)
Cevap: Sevgili Hamdiye, aynı duyguyu ben de yaşıyorum. Bak sana geçen gün yaşadığım bir olayı anlatayım:
ÖSS’nin yapıldığı pazar günü Akmerkez’in önünden Ortaköy otobüsüne bindim. İstemediği halde hamburgerine turşu konulduğu için dünyalar başına yıkılan Barbi tavırlı iki güzel kız hararetli hararetli birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Gayrı ihtiyari mi desem ihtiyar gayreti mi desem, konuşmalarına kulak misafiri oldum. “Kızııım, toprak altından silah değil kanalizasyon borusu çıkmış. Bizi silah diye kandırıyolar” dedi bir tanesi. “Tayyip, Atatürkçü gazetecileri F-Tipi cezaevine atıyo, muhalefet susturuluyo abii” diye cevap verdi ötekisi. Tahmin edeceğin gibi konuşmanın devamında beli bükülmedik komplo teorisi kalmadı. “Belediye otobüsünün rengi niye yeşil sanıyosun, şeriat yeşili”ne kadar uzanan, tutacak tarafı olmayan bir konuşma. Tam cesaretimi topladım lafa gireceğim, konu ÖSS’ye döndü. Kızlardan biri “Bu dördüncü girişim, yine olmazsa Amerika’ya gidicem valla” dedi. Diğerinin ona cevabı ise tüm günümü kurtaracak cümle oldu. “Şekerim böyle böyle beyin göçü oluyo işte.”
Sen rahat ol, zaten göçüyorlarmış.
Haziran 10, 2009
N’olcak Bu Kemalist Beyaz Türklerin Hali?
İHSAN DAĞI
Türkiye’nin en iyi okullarında okumuşlar. Zenginler. Toplumun kremasını oluşturduklarını düşünüyorlar. Ama hoşgörüsüz, bağnaz, cahil ve demokrasi karşıtılar.
Kimlerden mi söz ediyorum? Kemalist ‘beyaz Türkler’den. Doç. Dr. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Birol Caymaz’ın Açık Toplum Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi için yaptıkları araştırmadan çıkan tablo bu.
Sosyal ve ekonomik göstergeleri oldukça yüksek, ama farklı toplumsal, etnik ve dinsel kategorilere ilişkin yaklaşımları çok ‘alçak’ta. Başörtülüler onlar için sadece ’sıkmabaş’. ‘Nefret ediyorlar’ onlardan, ‘iğrenç’ buluyorlar başörtülüleri. ‘Böcek gibi ortalıkta dolanan’ yaratıklar, ‘avam’lar, ‘görgüsüz’ler. Kürtler ise aşağı bir ırk; ‘tembel’, ‘beyinleri az gelişmiş’, medeniyet yoksunu, yabancıların oyuncağı… Üstelik, ‘okumuşları okumamışlardan daha tehlikeli’.
Nasıl ama memleketin ’seçkinleri’?
Öyle bir ülke ki beyaz Türk seçkinleri ‘cahil’ dedikleri halkın yüz yıl gerisindeler; ülkenin en düşük siyasal değerlerini ve tutumlarını temsil ediyorlar.
Yüksek gelir düzeyi, elit kurumlarda alınan eğitim ve prestijli bir kariyer nasıl oluyor da bu denli zavallı, ırkçı, ayrımcı bir sosyal tutumla sonuçlanabiliyor? ‘Düştükleri şu hale bakın’ diyeceğim, ama sanırım hep böyleydiler; cahil, yetersiz, dünyayı anlamaktan aciz…
Türkiye’nin herhangi bir yerinde sıradan bir mahalle veya köy kahvesine gidip 40 kişiyle konuşun; kesinlikle daha ‘aydınlık’, hoşgörülü, ılımlı ve demokratça cevaplar alırsınız. Halka tepeden bakan bu ‘beyaz Türkler’ halkın çok, ama çok gerisinde.
Türkiye’nin Kürtler ve dindarlar tarafından işgal edildiği kansındalar; mahallelerine girilmiş, tatil beldeleri, işleri ellerinden alınmış. Kimi kendi dilini kullanıyor uluorta yerde, öbürü başörtüsüyle girmeye çalışıyor her yere. Beyaz Türklere ait değil miydi bu memleketin siyaseti, ekonomisi, kültür hayatı? Nereden çıktı bu ortaklar?
İşte bu yeni ortaklara karşı ‘yeniden milli mücadele şart’ diye düşünüyorlar. Şart da bu bizim beyaz Türklerde mücadele edecek ‘yürek’ yok. O yüzden işi askere havale ediyorlar. Asker, halkın çocuklarını kullanarak memleketi halktan temzileyecek beyaz Türkler için. Ne güzel değil mi?
Birisi diyor ki ‘anti-demokratik olsa da burada zor kullanma hakkı vardır ’silahlı kuvvetler’in. Bu silahlı kuvvetler para-militer olabilir, gerilla şeklinde olabilir, devletin kolluk kuvveti olabilir’. Görüyorsunuz bizim beyaz Türklerde ne hukuk, ne hukuk devleti, ne demokrasi kaygısı var… Ergenekon’a bile razılar, yeter ki gelip memleketi Kürtlerden ve dindarlardan kurtarsınlar!
Bir başkası da şablonu tekrarlıyor: ‘Eğer bana diyorsanız ki şeriat mı, yoksa darbe mi? Darbe tabii ki, bir saniye bile düşünmeden cevap veririm’. Böyle bir akıl yürütmeden daha uygun bir zemin olabilir mi Ergenekon darbecileri için? Ayrıca bu cevabı verenlerin tam söylemedikleri bir şey daha var; şeriat dedikleri şeyin demokrasiyle geleceğini düşünüyorlar. Onlar için demokrasiyle gelen AK Parti zaten şeriat demek. Ee, dolayısıyla ‘AK Parti’ye karşı darbe mubah’. Mantık bu.
‘İkinci sınıf diploma’ sahibi ‘ayak takımı’ndan insanların belli yerlere gelmesinden rahatsızlarmış bir de. Hepsi ‘ezik tipler’miş. İyi de o ‘tipler’e siyasette ve piyasada rekabet edemeyip kaybediyorlar; kaybettikçe de askerin arkasına saklanmaya çalışıyorlar.
Valla çok iyi niyetli beyaz Türkler de var. Mesela birisi; ‘çok anlayışlıyım, çok iyi bir insanım, insanları çok seviyorum, ama başörtülü birisiyle arkadaşlık yapabileceğimi sanmıyorum. Çok önyargılıyım bu konuda’ diyor. İnsanları tabii ki seviyor beyaz Türklerimiz, sadece başörtülüleri insan olarak görmüyorlar. Bu kadarcık kusur da olur canım! Kadınların parayla örtünmeye ikna edildiğini düşünen saftirikler de var aralarında. Dünyayı bu kadar yanlış okumak beyaz Türk olmakla mümkün galiba…
09 Haziran 2009, Salı
Ödünç Aşk Olur mu?
Salih Tuna
stuna@yenisafak.com.tr
“Neşet Ertaş dinler misin?” sorusuna, Nil Karaibrahimgil kızımız “Tanımıyorum!” cevabını vermiş!
Ne kadar açık sözlü değil mi?
Savuşturmak maksadıyla soruyu gargaraya getirmeye; “Dinlerim ama…” deyip de anında başka bir konuya zıplamaya kalkışmamış.
Demem o ki, cinlik yapmamış.
Neyse o:
“Tanımıyorum!..”
Gerçi bu gibi durumlarda cinlik yapmak her zaman fayda vermeyebilir.
Dahası rezil rüsva olmak riski var.
Mesela, soruyu soran daha cin çıkar da; “Şerafettin Hoşsöylemez dinler misin?..” diye sorarsa ne yapacaksın?!
“Dinlerim ama…” diye cumbadak lafa dalıp geçiştirmeye kalkışırsan yanarsın.
Çünkü…
Soruyu soran “Öyle bir türkücü yok!..” dediğinde öyle bir şaşarsın ki, Gemliğe giderken denizi görmek kaç para!
Gayet net olmak lazım, Nil Karaibrahimgil gibi:
“Tanımıyorum!..”
Tanıyıp da anlamamaktan evladır bu.
En azından, (bir gün tanırsa) anlama ihtimali var.
Hoş “Ben bu yaz bronzlaşmak / Kendimle uzlaşmak / Yer yer yozlaşmak / Uzaklaşmak istiyorum” şarkısını dillendiren Nil Karaibrahimgil kızımızın, Neşet Ertaş’ı “tanıdığında” ne anlayacağı tastamam muamma!
Neşet Ertaş “Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor / Hiçbir tabip yarama merhem olmuyor / Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor / Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen” derken, nam-ı diğer “Özgür Kız”ımız bronzlaşmak, mümkünse biraz da uzaklaşmak istiyor.
Neşet Ertaş, “Seher vakti garip bülbül öterken / Kirpiklerin oku yar yar cana batarken / Cümle alem uykusunda yatarken / Kimseler duymadan yar oy / Gel gizli gizli gel gizli gizli…” derken, o “Yer yer yozlaşmak” istiyor.
Hulasa vaziyet muammadan öte, düpedüz imkansız!
Bu imkansızlığın yansıması sadedinde her an, her yerde “dilleri var bizim dile benzemez” iletişimsizliği yaşanıyor.
Mesela, bir kesim bir gecelik aşk diyor, diğeri mezara kadar…
Bir kesim Leyla’nın gözlerinden Mevla’ya yol almanın yollarını gözlüyor, diğer kesim Leyla’ya “yollu” olmayı telkin ediyor: “Çok üzgünüm istemeden / Seni dün gece aldattım / Kim olduğu mühim değil / Sana bağlanmaktan kaçtım…”
Gerçekten de anlamak mümkün değil bu fast foot aşkları!
Bir gecelik aşk hikayeleri…
“Bizimkisi seviyeli ilişki!..” lakırdıları…
“Aşk yaparken yakalandılar!..” şeklinde verilen fuhuş haberleri…
Ve, o şarkı sözleri:
“Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye…”
Şayet “çürüme” bu hızla devam ederse…
Bu nobran, bu edepsiz, bu hayasız, bu rezil, bu müzevir, bu dümbük “aşkı” ilerde kontöre yükleyecekler!
Bakkalda, markette, kuruyemişçide, benzin istasyonunda, velhasıl, aranılan her yerde satacaklar bu aşkı.
Kontörlük aşk devri başlayacak böylece.
Ne kadar kontörün varsa o kadar aşk…
Ödünç aşklar da olacak haliyle.
Şayet bu hızla devam ederse “çürüme”…
“Aşk her şeyi affeder mi?” düzeyinden, en kısa sürede “Bana 25 kontörlük aşk gönderir misin?” düzeyine varılacak.
Teknolojideki gelişme hızı, aşkın yozlaşma hızına yetişirse tabii.
Spor Basını Ve FENERBAHÇE!
Blogda mümkün olduğu kadar Beşiktaş dışına taşmamaya çalışıyorum. Mesleğim eczacılık olsa da, blogu amatör bir ruh haliyle yazıyorum ve Beşiktaşlılığım çok çok ağır basıyor. Okuduğum,gördüğüm gazetelerde öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki, blogda rakibin yönetiminin medya üzerindeki baskısından da bahsetmek istedim… Topuz’un açıklamasından sonra doğal olarak Fanatik’te başlığını attı, çünkü kaynak direk Topuz’un kendisiydi. Bütün medya haklı olarak böyle yaptı. Ondan sonrkai süreçte Aziz Yıldırım baskın çıktı medyaya… İstediği gibi yazdırıp çizdiriyor. malumunuz Passat olayı meşhurdur… Satılık kalemlik, satılık köpeklik bunun adı…
Beşiktaş medyasında yok mu? Var.. Ama neredeyse yüzde 75 ile Fenerbahçe açık ara önde… Aziz Yıldırım’ın “Otur, kalk, ileri bak, rahat” dediği adamlar…
İletişim fakületisinde 5 yıl bu işin eğitimini veriyorlar… Teorik, pratik, 5N1K, mahreç, spot, sürmanşet öğretiyorlar da, namus öğretmiyorlar İletişim Fakültesi’nde… Eğer sen de varsa zaten vardır… Namussuzsan ve bu namussuzluğunu mesleğinde de icra ediyorsan senin üstüne attığım tükürüğe bile acırım…










