ATSIZ

Eylül 8, 2008

Türkiye’yi kim yönetemez…

Kategori: SİYASET — atsiz @ 6:48 pm

Soruyu tersten sormakta büyük fayda olduğunu düşünüyorum. Demirel’in çok eski bir tabiriyle ‘neyin olabileceğini görmek için önce nelerin olamayacağını görmek lazım’.

Zaten Türkiye’yi hangi kadrolar daha iyi yönetebilir sorusuna kapsamlı bir cevap vermeden önce mutlaka yapılması gereken de kimlerin, hangi olaylar karşısında hangi pozisyonları alanların bu işe soyunmasının komik olduğunu iyi görmek gerekiyor.

‘Komik’ sıfatını kullanıyorum zira dünya büyük bir değişim sürecinden geçiyor, dünyanın her geçen gün daha da önemli bir parçası haline gelen Türkiye de bu değişimden payını alıyor ama birileri bu değişimi ya hiç anlamıyor ya da ucundan bir parça anlıyor ama işine gelmediği için anlamamazlıktan geliyor ama sonuç olarak ‘komik’ oluyor.

Gelelim çok basit, güncel konular üzerinden kimlerin Türkiye’yi yönetmesinin olanaksız, hatta fikrinin dahi komik olduğu meselesine;

1-70 milyon nüfuslu, milli geliri bir trilyon dolara doğru giden (kişi başına satın alma gücü paritesine göre on bin doların üzerinde) Türkiye’nin, nüfusu üç milyondan az, milli geliri beş milyar dolar, kişi başına geliri 1.6 bin dolar olan Ermenistan’la diplomatik ilişki kurulmasını, Cumhurbaşkanı’nın bir milli maç için Erivan’a gitmesini ulusal çıkarlara aykırı gören kafaların Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

2- Kıbrıs’da başlayan çözüm odaklı müzakere sürecine alternatif bir mantıklı çözüm önermeden karşı çıkanların Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

3-AB sürecini hiç anlamadan alternatif olarak içe kapanmacalığı ya da İran-Rusya-Çin eksenini gösterenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

4-Bugün için resmen suçlu olmasalar da çok ciddi suçlamalarla tutuklu olan iki orgenerali Genelkurmay’ın resmi ziyaretinden ümitlenenlerin, Ergenekon meselesiyle Danıştay cinayeti ilişkisini görmeyenlerin, görmek istemeyenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

5-AB’nin son Katılım Ortaklığı Belgesi’ni ve hazırlanan Ulusal Programı Türkiye’nin çağdaşlaşması için zorunlu görmeyenler ve bu konuda çaba göstermeyenlerin, destek vermeyenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

6-30 Ağustos törenlerinde komutanların hukuk dışı, demokrasi dışı, küresel gerçeklikle bağdaşmayan konuşmalarını alkışlayanların ve bu konuşmalardan medet umanların, bu konuşmaların artık fiiliyata dökülmesini isteyenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

7-Kamusal alanı bir özgürlük alanı olarak algılamayanların, saçma sapan yasaklar arasında önem hiyerarşisi koyarak bazı yasakları diğerlerinden daha az önemli ve üzerinde durulmaması gereken yasaklar olduğunu söyleyenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

8-Devletin (mesela hukuk ve Anayasa’nın) resmi ve değişmez bir ideolojisi olması gerektiğini söyleyenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

9-82 Anayasası’nın değişmesini istemeyenlerin Türkiye’yi yönetmesi olanaksızdır.

Peki tüm bu yanlışları ısrarla yapanlar Türkiye’yi yönetirlerse ne olur?

Türkiye KAVRUK bir ülke, yani kişi başına geliri değil ama işsizliği artan, yönetilenlerin çok büyük bölümünün mutsuz olduğu bir Türkiye olur.

Yukarıdaki listeyi uzatmak mümkün ama hem yerim uygun değil hem de dokuz konu bile yeterli.

Eser Karakaş/Star

Irkçıya kızılmaz,acınır!

Kategori: SİYASET — atsiz @ 6:44 pm

20080903_derin_dusunce_org_ikciya_kizilmaz.jpg Irkçılık bir düşünce değildir, saygı değil acıma ve şefkat gerektirir. Yaralı bir hayvanın saldırganlığı gibi bir refleks halidir. Yanan bir binanın 10cu katından kendini aşağıya atan insan “bu benim kararımdı, düşmeseydim inecektim” diyemez.

 

Oysa bu zavallı ırkçı  çocuklar övünüp durdukları ”şanlı” tarihimizin sadece “şanlı” kısımlarını öğrendiler. Daha doğrusu tarih dersi adı altında beyinleri yıkandı okullarda. Meselâ “kahraman” Türk ordusunun aslında devşirilmiş Hıristiyan çocuklardan oluştuğunu bilmezler. Osmanlı padişahlarının büyük bir kısmının annesinin Türk olMAdığını da. Ermeni asıllı Koca Sinan’sız tasavvur edemeyeceğimiz Osmanlı mimarisi ile gurur duyarlar da onun mezarının açılıp kafatasının ölçüldüğünü bilmezler. Türk Musikisi’nin yazılı notaya geçişinde Yahudi ve Ermeni bestekârların oynadığı rolden haberleri yoktur. Selçukluların da en büyük veziri, büyük reformcu Ebu Ali el-Hasan et-Tusi Nizamülmülk (خواجه نظام‌الملک طوسی) Türk değildir, hatta ihtimal Kürttür. Tıpkı Sokulluların Sırp kökenli bir aileden gelmesi gibi bütün “yabancı” kökenler aslında Türklerin dış ögeleri kolayca bünyelerine katabilen esnek devlet yapıları kurabildiğinin ıspatı değil midir? Türklerin kurdukları devletlerin kültür zenginliğine açık oldukları asırlarda ilerlemeleri, Türk milliyetçiliğinin güçlendiği 1900′lerde ise rezil ve sefil olmaları da aklı olanlar için büyük işarettir.

Irkçının ruh hâli

Dedik ya ırkçılık siyasî bir duruş, bir düşünce ve değerler manzumesi değildir. Bir ruh hâlidir. Kıskandığı kardeşlerini pencereden taşlayan çocuk gibidir ırkçı. Bilgiden yola çıkılarak varılmış bir tercihi ve siyasî projesi yoktur. Akıl ve mantıkla yapacağınız izahlara omuz silkecektir her seferinde. “Bana ne! Bana ne!”. Kulaklarını kapatıp annesinin nasihatlerini duymamamak için avazı çıktığı kadar bağırır: “istemiyoruuuum!” Aklın sesini bastırır nefsinin sesiyle.

Irkçı ne istediğini değil ne isteMEdiğini bilendir. Kürtler elektrik hırsızı(!), ermeniler vatan haini, yahudiler komplocudur(!). Irkçı baktığı her yerde iç düşman görür. Neyi yıkması gerektiğini bilir. Ama neyi inşa edeceğıni bilemez.

Hiç bir Kürtün, Ermeninin bulunmadığı yerlerde ırkçı uzun saçlılara, küpelilere saldırır. Olmadı Fenerbahçe/Glatasaray için ölür ve öldürür. Gittiği çay bahçesinde herkes onun kız kardeşine bakıyormuş gibi gelir, kavga çıkartır.

Onun için maçlarda “mezar taşımda Trabzonum yazacak” diye şarkı söyler. Kanı sarı-kırmızı akar ya da sarı lacivert. Herkes Beşiktaşlı olunca uymaz ona. Çarşı grubu olur. Ya da gruba girmez, öteki olur.

Irkçı nerede durur?

İnsan kendisiyle, geçmişiyle ve toplumla böyle sağlıksız bir ilişki kurarsa bu “kaynama noktasında” kalması imkânsızdır. Irkçı her geçen gün daha da ırkçı olmak isteyecektir. Asimilasyonu, köy boşaltmayı, işkenceyi hatta toplu imhayı, soykırımı gitgide benimseyecektir. Hatta ırkçı arkadaşlarını yeterince “sert” bulmayacak, onları liboşlukla, hümanistlikle suçlayacaktır. En vatansever kendisidir. Onun kadar kimse vatanını sevemez!

Irkçı aşırı yüksek hızla viraja giren bir araba gibidir. Yavaşlamadığı takdirde ya ölerek ya da öldürerek çıkacaktır o virajdan.

Bu keskin viraj 3 aşamalıdır:

  • 1) Kendine yalan söyleme (kanı ve soyuyla gurur duyma görüntüsündedir),
  • 2) Kendini korkutma (öteki nefreti görüntüsündedir),
  • 3) Eylem (vatan kurtarma görüntüsündedir).

Irkçı tedavi olur mu?

Genellikle olmaz. İçindeki saldırgalığı boşaltabileceği bir yer bulana kadar kazan kaynamaya devam edecektir. Ya katil olup hapse düşecek ya bir kavgada öldürülecektir. Onun bir sınıra ihtiyacı vardır. Bu sınırı şuralarda bulabilir:

  • a) Polis ve adalet sistemi,
  • b) Kendisinden daha iyi kavga eden bir “öteki”,
  • c) Bedeninin biyolojik sınırları (Alkol veya uyuşturucu koması gibi)

Irkçı eğer torpilli ise yani zengin, nüfuz sahibi bir ailenin çocuğu ise kanunî sınırlar ilk etapta önünden kaldırılır. Kırıp döktüğü sümen altı edilir. Aslında bu onun sınır arayışını daha da kamçılayacaktır. Meselâ kendisiyle cinsel ilişkiyi reddeden sevgilisine tecavüz edebilir. Ateşli bir silah edinebilir. Ya da saldırganlığın hedefi olarak kendini alır. İntihar edecek kadar delirmediyse hayatını mahvedecek bir seri karar alır ve uygular:

  • 1) Okulu bırakır,
  • 2) Çok sık iş değiştirir.

Ağzında hep aynı laf vardır: “Gidecem buralardan”. O hep bir gün gidecektir. Yeni sınırlara…

Irkçılık denen hastalığın tedavisi aslında mümkündür. Yaşamını o ana kadar anlamlandıran bağların zayıflaması ve fakat aynı süreçte yeni insanlarla yeni bağların  kurulması gerekir. Bu en iyi koşullarda 4-5 yıl sürer. Bu koşullar nelerdir?

  • Onu ırkçılığa iten ortamdan uzaklaşması: Evlenme, iş sebebiyle şehir değiştirmesi,
  • Irkçılığı körükleyen Hürriyet, Türk Solu gibi yayınlardan uzak durması,
  • Eşinden anlayış ve şefkat görmesi, çocuklarının okuldaki başarısı,
  • Yaptığı yeni işi sevmesi, bulunduğu ortamda sevilmesi, birey olarak saygı görmesi,
  • Psikolojik destek alarak geçmişiyle barışması. (Alkolik bir baba, işsizlik, sefalet, üvey anne… Geçmişinde yaralar bırakmış olan her neyse onları olduğu gibi kabul etmeye başlamak için)

Eminağaoğlu vakıası veya halkı askerliğe ısındırma fırsatı

Kategori: SİYASET — atsiz @ 6:18 pm

 

Bu ülkede vatanseverliklerini en fazla deklere edenler “ne mutlu Türküm diyene”,  “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” , “vatan için kursun atan da yiyen de.” hamasi sloganlarını en çok söyleyenler kimler?

 

Susurlukçular, Ergenekoncular ve “en güvenilir kurum”  mensupları değil mi?

 

Peki en çok askerden kaçanlar, askerliklerini paşa,  albay torpili ile 5 yıldızlı orduevlerinde yapanlar, kuradan görev yerleri şans eseri  hep en revaçta yerlere çıkanlar,  emekli olduklarında, darbe sonralarında emekli maaşları ile Boğaz’dan yalı sahibi olanlar, uyuturcu ticaretinden kaçakçılığa, kara para akamaya, cinayetlere, banka boşaltmaya, Bizanslılara parmak ısırtacak entrikalara akla gelebilecek ve gelmeyecek enva-i çeşit kirli ise bulaşanlar kimler?

 

Evet, bildik laik çağdaş ulusalcı-milliyetçi vatanı sevenler! “En hakiki mürşit ilimdir” poztivist sloganını düstur edindiğini söyleyenlerin, “Atatürk devrimlerine göre çalışan,  yani enerji vermeden enerji üreten” ERKE Dönercileri olduğu ülkede vatani sevmenin bu tarzda tecelli etmesini garipsememek gerek herhalde.

 

Sadede geleyim.

Biliyorsunuz bir sure önce DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş’ın sahte rapor ile askerlikten kaçtığı belirlenmiş ve askere gönderilmiş idi. Simdi YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) Başkanı ve Yargıtay Bassavcı Yardımcısı Ömer Faruk  Eminağaoğlu hakkında aynı suçlama  var .  Tesadüfe bakin ki Ak Parti kapatma davasını Ergenekoncularla birlikte orkestre ettiği ifşa edilen bu şahıs son olarak Guardian gazetesine “ İslam sizin dinleriniz gibi zararsız değil; İtalya’da faşizm Almanya’da Nazizm ne idi ise Türkiye’de İslam da odur” diyen feylesof.

 

Ergenekon’un tam da ortasındaki bu şahıs hakkındaki bu suçlama Asker ‘in önüne bir ayna daha koydu (aslında sonunda  ‘Ergenekon sonuna kadar araştırılsın’  Penda! Penda! diyen “Johnnie come lately” ler için de bir samimiyet turnusoldür bu ama şimdi ne konuyu dağıtalım ne de kimseyi utandıralım,  di mi ama?).

 

Şemdinli’nin  “iyi çocuklarını” serbest bırakan, Dağlıca Baskını’ndaki kusuru gaflet veya delaletle sinirli olmadığı Taraf Gazetesi tarafından ifşa edilen Asker’in önünde bir sınav daha var. Bu defaki askerin demokrasiye,  meşruiyeti veya hukuka ne kadar iplediğinden çok daha manidar. Bu defa Asker’in vatanseverlik söylemlerinin samimiyetidir test edilen.  Yakınlarda Bülent Ersoy’u halkı askerlikten soğutma ile suçlayanlar!  İşte önünüzde halkı askere ısındırmak için mükemmel fırsat!

 

Yasemin Çongar’ın deşifre ettiği Hudson Dehşet Senaryosu’nda “PKK elebaşlarını Türkiye’ye verirseniz Akepe bundan kar sağlar” diyen enn yüksek rütbeli vatanseverlerin “münferit hareket ettiğini” ispatlama fırsatı bu ayni zamanda.

 

28 Nisan millete aşk mektubunda  “Ne mutlu Türküm diyemeyen vatan hainidir ve ebediyen öyle kalacaktır”  diyen, sizi eleştiren herkesi vatan haini ilan edenler sizlersiniz. Hadin bakalım görelim vatanseverliğinizin muhtevasını! YARSAV Başkani  Eminağaoğlu’ya ’diğer asker kaçaklarına mesela Nurettin Demirtaş’a uyguladığınız hukukun aynısını uygulayacak mısınız yoksa bir Şemdinli veya Darbe Günlükleri muamelesi çekip bu haberi veren “vatan hainlerine” mi NOKTA koyacaksınız?

 

Gözümüz üzerinizde. Tarih önünde, vicdan mahkemesinde bir defa daha yargılanıyorsunuz.

Resimli bulmaca:Bul mürteciyi,al parayı!

Kategori: SİYASET — atsiz @ 6:10 pm

Bu resimlerden hangisinde Deniz Baykal Hocafendi’ye göre rejimin altı oyuluyor, irticaya ilk adım atılıyor, ve hanımların taktıkları “ananelerimizinki gibi değil resmen türban” olduğu için serbesti verenlerin Menderes gibi ipte sallanması gerekiyor?

A)
baykal-turban.jpg
Kaynak Yeni Safak

B)
chp-turban1.jpg

Kaynak
C)
basortulu-kizlar.jpg

Kaynak

Bilmediniz. Bir dahaki sefere.

WordPress.com'dan blog alın.