

Elli bin Ermeninin yaşadığı ülkemizde Hrant Dink’in cenazesine yüz bini aşkın insan katıldı. Bu büyük kalabalık büyük bir vakar içerisinde tek yürek ve sessiz bir haykırış oldu. “Hepimiz Ermeniyiz” yazılı pankartlar sağduyulu, vicdanının sesini dinleyen, empatinin üst sınırındaki vatandaşımızın verdiği ortak bir tepkiydi. Bir semboldü…
Nasıl Hrant Dink’in canice katli, bir sembol olarak seçilmiş ve dünyada büyük bir infial uyandırmışsa, aynı şekilde “Hepimiz Ermeniyiz” pankartları da dünyada oluşan bu olumsuz imajı “nötrleyen”, hatta Türk imajını eskisine göre “güçlendiren” bir semboldü.Anlaşılan bu cinayetin tam manasıyla hedefine ulaşmadığını düşünen bir grup, büyük bir endişe ve telaşla suçu sağa sola atma, bu şekilde insanımızı bir cepheleşme içine sürükleme gayretine girdiler.
Faillerin yakalanmasından itibaren bu durum başta suçu toplumumuza atmak suretiyle “bu ülkenin insanı adam olmaz” kompleksine milletimizi sokmaya çalışmak, hiçbir ayrım yapmadan milliyetçilerin tamamını zan altında bırakma gayretine girmek şeklinde tezahür etti.
Paralel olarak bir kısım şehit ailesinin sokağa çıkması vb. bazı olaylar da oluşturulmaya çalışılan bu yeni cepheleşmeyi körükledi. Bununla birlikte insanımız, verdiği daha önce eşine benzerine rastlanmayan bu duyarlı tepki konusunda tereddüt içinde bırakılmaya çalışıldı.
Zaten baştan beri gelişen güzel olaylarla birlikte az da olsa bazı olumsuz olaylarda yaşanmıştı. Ermeni kilisesi duvarına “sıra sizde” yazanlar, Baskın Oran’a hazırladığı azınlık çalışmasıyla ilgili tehdit mailleri yollayanlar buna örnek gösterilebilir.
Ermenistan’da da soykırım anıtı önünde ırkçı gösteri yapanlar da bunun benzeri bir örnekti.
Kısaca her iki devlet sınırları içinden veya diaspora içinden olaya son derece olumsuz tepkiler veren insanlar bulmak mümkündü. Fakat ülkemizdeki olumsuz tepkilerin çoğunun da insanların yönlendirilmesi, kışkırtılması doğrultusunda olduğu da maalesef açıktır.
İşte böyle bir ortam ve oluşturulan gerginlik içinde Devlet Bahçeli’nin “Hepimiz Ermeniyiz, garabetir” şeklindeki açıklamalarını da bir anlamda hoş görmek gerekiyor. Bu ülkedeki milliyetçileri görmezlikten gelmek, bu cinayetin milliyetçiliğin aşırı bir boyutunun sonucu olduğunu vurgulamak, ayrılıkları çözmüyor. Dolayısıyla böyle bir ortamda Devlet Bahçeli’nin bu açıklamalarının aslında ısrarla saldırganlığa itilen milliyetçi vatandaşlarımızı yatıştırmak maksatlı olduğunu görüyorum. Tıpkı Mersin provokasyonlarından sonra sokağa inmek isteyen ülkü ocaklarını engellemiş olduğu gibi… Nitekim her ayrılığı kışkırtan fakat başarılı operasyonları sonuç veren bir avuç ulusalcı bozuntusunun bu olayda da ortadan yok olduğu, kayıplara karıştığı da bu görüşümü destekliyor.
Böyle bir dönemde, sayısı azımsanmayacak kadar da tahrik edilmeye, kışkırtılmaya müsait olan bir tabana sahip MHP başında Devlet Bahçeli’nin olması büyük bir şans. Fakat benim bugün söylemek istediklerim Devlet Bahçeli’den daha çok MHP’ye olacak.
Çünkü bu kadar dar siyasi kalıplar arasından Türkiye’ye bakan bir partinin liderinin açıklamaları ancak bu kapasitede olabilir.
Çünkü MHP kurulduğundan beri Türkiye’de Türklerden başka unsurların da bulunduğunu ve bunların en önemlilerinin de Kürtler olduğunu bir türlü idrak edememiştir.
Çünkü MHP kendiyle çelişir. Bütün unsurlarını Türk kabul ettiği bir toplumda, Türklerin tamamını bırakın, çoğunluğundan dahi hiçbir zaman oy alamamıştır.
İşte MHP şu noktada hep yanıldı, Biz hepimiz “Ermeni” olduğumuz kadar “milliyetçiyiz”dir de aslında, “vatanseveriz”dir. MHP, “milliyet” ayrımının hiçbir tarihte yapılmadığı bir devletten miras kalan bu topraklara “milliyetçi” gözlüklerle baktı. Dolayısıyla “biz de varız” diyen hiç bir unsuru göremedi, gözüne soktuklarında da “Biz sizi de kucaklıyoruz” dedi.
Bugün “Hepimiz Ermeniyiz” diyenlere “Hepimiz Türküz” diyen zihniyet işte bu dar kalıplar arasında bocalıyor. Kürt sorununa çözüm getirmek isteyen bir kurumun görüşlerini tartışmaya açmak yerine “PKK stratejisidir” diyerek baştan yaftalıyor ve reddediyor.
Maalesef MHP’nin etnik ayrımcılıklara çözümü, görmemektir. Çünkü MHP’nin kendisi etnik ayrımcıdır. Kendisi etnik ayrım yapan bir partidir ve farklı bir unsur olan Kürtlere “Siz bir Millet değilsiniz, diliniz, nesebiniz uydurma” deme cüretini göstermiş, tabanına da bunu empoze etmiştir. Bugün ise MHP, Kürtlere “Tarihte size bu milletten daha şefkatli davranan yoktur, gelin ayrımcılık yapmayın” demeyi çözüm olarak bellemiştir.
Ne söyleyeyim, çok da uzatmak istemiyorum. İşte aslında MHP’nin bu duruşu ve körlüğü “izaha muhtaç bir garabettir”.