ATSIZ

Haziran 10, 2009

Galatasaray’lı Rıdvan Dilmen

Kategori: 1 — atsiz @ 2:26 pm
Mehmet Topuz oralıydı, buralıydı tartışmaları aldı başını gidiyor… Böyle talihsizlikler demekki tarih boyunca yaşanmış:) işte size Galtasaray formalı Rıdvan Dilmen… Yıl 1987… Rıdvan önce Galatasaray forması giyiyor, ardından Fenerbahçe’e imza atıyor… Ben gazeteden bulanık çekebildim. Netini görmek isteyen arkadaşlar 07 Haziran 2009 tarihli Zaman Gazetesi’nin spor sayfasına bakabilirler:)

Etik Metik Zırvaları..

Kategori: 1 — atsiz @ 6:40 am

F.Bahçe 3. imzayı attırıyor!

(SPORX ÖZEL) Transferde taarruza geçen Fenerbahçe’de imzalar ardı ardına atılmaya başlandı. Takımın başına Alman teknik adam Christoph Daum’u getiren, Sivasspor’un yıldız oyuncusu Fabio Bilica ve Gaziantepspor’un deneyimli oyuncusu Bekir İrtegün’e imza attıran sarı-lacivertlilerde sıradaki isim Bursaspor’un genç golcüsü Sercan Yıldırım.

Gün boyunca Fenerbahçe Kulübü’nde bulunan Sercan’ın menajeri Efgan Erciyas’ın, yıldız oyuncunun transferi için sarı-lacivertli kulüple her konuda anlaştığı öğrenildi. Transferin önündeki tek engel Bursaspor yönetiminin belirsizliğiydi. Yeşil-beyazlılarda Başkan İbrahim Yazıcı ile yola devam kararı da Fenerbahçe için olumlu bir gelişme teşkil etti.

Bursaspor yönetimi bugüne kadar gerek yurt dışından gelen teklifleri öne sürerek, gerek taraftar baskısı, gerekse de yönetim belirsizliği nedeniyle bu transfere bir türlü onay vermemişti. Sercan Yıldırım’ın menajerinin, Bursaspor yönetimiyle çarşamba günü son kez bir araya geleceği ve Fenerbahçe’nin uzun süredir peşinde koştuğu genç oyuncunun trasferini büyük olasılıkla para artı oyuncu vererek noktalayacağı öğrenildi.

Bu transferle ilgili resmi açıklamanın bir-iki gün içinde yapılması bekleniyor.

Sercan Yıldırım, geçtiğimiz sezon Bursaspor formasıyla 30 maça çıkarken, 11 defa ağları sarstı. Samet Aybaba ile birlikte forma şansı yakalayan genç oyuncu, sürati ve futbol zekasıyla dikkat çekiyor.”

http://www.sporx.com/futbol/superlig/156316/?ref=ABM

“Fener’le anlaştım

Hipodromdaydı
İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un forveti İbrahim Akın, Fenerbahçe ile anlaştığını açıkladı. Sivasspor galibiyeti sonrasında izinli gününü Veliefendi Hipodromu’nda geçiren 25 yaşındaki futbolcu, arkadaşımız Bozhan Memiş’e, “Fenerbahçeli yöneticilerle görüştüm. Aradaki ufak pürüzler dışında anlaşmaya vardık. Büyük ihtimalle
seneye sarı-lacivertli formayı giyeceğim”
açıklamasında bulundu.

2 milyon euro
Golcü futbolcunun menajeri Metin Öztürk de Fenerbahçe ile temas halinde olduklarını doğruladı. İbrahim Akın’ın kulübüyle sözleşmesinin devam ettiğini kaydeden Öztürk, “Fenerbahçe ile önümüzdeki pazartesi görüşeceğiz. Büyükşehir, bonservis bedelini 2 milyon euro olarak belirledi. Bu rakam üzerinden pazarlık yapılacak. Galatasaray da devrede ancak önceliğimiz Fenerbahçe’de” diye konuştu.”

http://www.fotomac.com.tr/2009/05/11/fen113.html

Bunlar sadece bu yaz transfer doneminden iki haber. Goruldugu uzere kuluplerle henuz anlasilmamasina ragmen futbolcular Fenerbahce ile gorustuklerini ve hatta anlasma asamasina geldiklerini acikca ifade ediyorlar. Buraya kadar bence hic bir anormallik yok. Sonucta standart bir transferin standart ayrintilarindan bahsediyoruz. Her ne kadar FIFA kurallarinda “A club intending to conclude a contract with a professional must inform the player’s current club in writing before entering into
negotiations with him, yani profesyonel bir futbolcuyla sozlesme imzalamak isteyen bir kulup bu oyuncu ile gorusmelere baslamadan once futbolcunun mevcut kulubunu bilgilendirmek zorundadir” dese de, transfer gorusmelerinin cogunda bu yazili olarak yapilmaz ve bundan da kimse gocunmaz. Kaldi ki buradaki en onemli ayrinti, futbolcuyu transfer etmek isteyen kulup futbolcuyla gorusebilmek icin soz konusu futbolcunun mevcut kulubuyle anlasmak zorunda degil, sadece futbolcuyla gorusecegini futbolcunun mevcut kulubune bildirmek zorunda. Yani ne biz Topuz’la gorusmek icin Kayseri ile anlasmak zorundayiz ne de Fenerbahce Sercan’la gorusmek icin Bursa ile anlasmak zorunda, futbolcuyla gorusuleceginin bilgisini vermek yeterli. Kayserili yoneticilerin turlu cesit yalanlarina ragmen sonunda ortaya ciktigi uzere de Besiktas Kayseri’ye bu bilgilendirmeyi yapmistir. Lakin Fenerbahce’nin transfer gorusmelerindeki benzer detaylari flas haber olarak veren medyamizda tuhaf bir sekilde Besiktas Kayseri ile anlasmadan Topuz’la gorustugu icin etik dersleri verilmekte. Bu celiskilerin birincisi…

Simdi geliyoruz celiskilerin ikincisine ve cok daha komigine. Bunun icin kasedi bu yaz doneminden biraz daha geriye sarip son kis transfer donemine donmek gerek. Konuyla ilgili haber yeni, ama bizi ilgilendiren kismi kis transfer donemiyle alakali…

“Bekir: Fenerbahçe’yle anlaştım

Gaziantepspor’un başarılı futbolcusu Bekir İrtegün, “Fenerbahçe’ye ara transfer döneminden verdiğim bir söz var. Transferim bir-iki hafta içinde netlik kazanacak” dedi.

Radyospor’da “Aydın Cingöz ile Haber Aktif” programına katılan Bekir, “Gaziantepspor benim yuvam belki gelecek sezonda burda forma giyeceğim ama hedefim yeni sezonda başka bir takımda forma giymek” dedi.

Sezon sonu geldiği için transferi hakkında daha açık konuşacağını vurgulayan Bekir, “10 Haziran’a kadar yeni sezonda nerede futbol oynayacağım belli olacak. Bana gelen üç-dört teklif var. Geleceğim için en iyisini tercih edeceğim. Fenerbahçe ile devre arasında her konuda anlaşmıştım ama kulüpler anlaşamadığı için Gaziantepspor’da kaldım” dedi. Sezon sonunda Fenerbahçe’ye transferi hakkkında bilgide veren genç futbolcu, “Önceliğim Fenerbahçe. Eğer ben Gaziantepspor’dan ayrılırsam gideceğim yer buna değmeli. Ara transfer döneminden sonra Fenerbahçe ile yaptığım tek bir görüşme oldu. Bunu ilk kez açıklıyorum o dönemde Fenerbahçe’ye verdiğim bir söz var” şeklinde konuştu.”

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/11747789.asp

Buraya kadar standart bir kulubuyle anlasilmadigi haliyle futbolcuyla gorusme ve hatta anlasma haberi gibi gorunuyor. Lakin degil. Asil o donemde bu durum sonrasi olusan gelismeler enteresan…

Bu donemde Bekir’le anlastigi halde bonservis bedelinde Gaziantepspor’la anlasamayan Fenerbahce, resmi sitesinden asagidaki aciklamayi yapma geregi duyar:

“Özdemir: Bekir’i istedik

19 Ocak 2009 Pazartesi

Bir süredir basında yer alan Gaziantepsporlu futbolcu Bekir’i transfer edeceğimize ilişkin haberler ile ilgili olarak Başkan Vekilimiz Sayın Nihat Özdemir bir açıklamada bulundu. Sayın Özdemir şunları söyledi:
“Gaziantepsporlu futbolcu Bekir İrtegün’ü transfer etmek amacıyla kulübüyle bir süre önce temasa geçtik. Bonservis bedeli olarak 500 bin dolar teklif ettik. Ancak Gaziantepspor kulübünün 1.5 milyon dolar bonservis bedeli istemesi ve bu rakamı daha aşağıya çekmemesi nedeniyle şu an için bu transferi askıya aldık. Gaziantepspor yönetimine, sezon sonu sözleşmesi bitecek bir futbolcu için kendilerinin talep ettiği bonservis bedelinin çok yüksek olduğunu ifade ettik. Bekir’i sezon sonunda renklerimize katmak amacıyla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bir aksilik olmaması durumunda Bekir ile sezon sonunda sözleşme imzalayacağız”"

http://www.fenerbahce.org.tr/fb2008/pop … ntID=14412

Bunun uzerine Gaziantepspor Baskani Ibrahim Kizil asagidaki aciklamayi yapar:

“Galatasaray’a veririm ama Fener’e asla!

21 Ocak 2009 Çarşamba, 18:23 SPOR

Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, Bekir İrtegün’ün Fenerbahçe’ye transferinin gerçekleşmemesinde karşı tarafın tavrının büyük etken olduğunu belirterek, “Galatasaray’a, Beşiktaş’a bedava gönderirim, Fenerbahçe’ye vermem” dedi.

İbrahim Kızıl yaptığı açıklamada, Fenerbahçe Kulübünün internet sitesinden, “Bekir İrtegün transferini askıya aldık. Futbolcunun sözleşmesi sezon sonu sona eriyor. Bekir ile sezon sonunda anlaşacağız” şeklindeki açıklamalarını hoş karşılamadığını belirtti.

Fenerbahçe Kulübünün Bekir’in transferi ile ilgili kendisiyle irtibata geçtiğini, asbaşkan Nihat Özdemir ile görüşmelerin sürdürüldüğünü ifade eden Kızıl, “Ama arada fiyat konusunda büyük fark oluştu. Onlar bir kuruş dahi yukarı çıkmayacaklarını söyledi. Görüşme anlaşmazlıkla sonuçlandı. Bizden gelip zorla futbolcumuzu alacak halleri yok ya” diye konuştu.

Bekir’in Gaziantepspor’un sözleşmeli futbolcusu olduğunu, sözleşmeli bir futbolcu hakkında hiç kimsenin açıklama yapma hakkı olmadığını vurgulayan Kızıl, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Fenerbahçe gibi büyük bir kulübe bunları yakıştıramıyorum. Bunlar hiç etik davranış değil. Bekir’in hangi kulübe gideceğine kulüp başkanı olarak ben karar veririm, Fenerbahçe yönetimi değil. Kulüp başkanı olarak Gaziantepspor’un çıkarlarını düşünmek zorundayım. Ben burada kendi ticarethanemi işletmiyorum. Gaziantep kentinin kulübünün başkanıyım. Kimseye bedava verecek oyuncumuz yok. Kendileri gidip Daniel Guiza’ya 14 milyon avro para sayıp alıp geldiler. Fenerbahçe, Bekir’e talip oldu. Ancak verdiği rakam çok komik olduğu için Bekir’i Fenerbahçe’ye vermekten vazgeçtik. Fenerbahçeli yöneticiler sanki Bekir kendilerinin malıymış gibi açıklamalar yapıyor. Bu etik değil. Bekir Gaziantepspor’un sözleşmeli futbolcusu. Şu anda da Gaziantepspor’da forma giyiyor. Kimse bizim lisanslı futbolcumuz hakkında açıklama yapamaz. Bekir’in hangi kulübe vereceğimize ben karar veririm. Bizim haberimiz yokken Bekir ile irtibat kurulmuş ve bu futbolcunun kafası karıştırılmış, anlaşmaya varılmış ve sonra bizim haberimiz oldu. Ben Bekir için 3,5 milyon dolar istedim, sonra 2 milyon dolara, son olarak da 1,5 milyon dolara indim. Ancak bunlar şimdi de yok kardeşim 500 bin dolara vereceksin diyor. Vermezsen sezon sonu ben şu paraya alırım diyor. Gaziantepspor büyük bir camia, Fenerbahçe ne ise Gaziantepspor da odur.”

“GALATASARAY’A VEYA BEŞİKTAŞ’A VERİRİM”

“Benim adım İbrahim Kızıl. Ben buradan açıkça söylüyorum. Bekir’i bu saatten sonra vermem” diyen Kızıl, “Galatasaray’a, Beşiktaş’a bedava gönderirim, Fenerbahçe’ye vermem. Gerekirse 500 bin doları da Mehmetçik Vakfı’na, Çocuk Esirgeme Kurumuna bağışlarım. İnatsa inat. Bekir İrtegün’ü gerekirse Galatasaray’a şimdi gönderirim, 1 yıllık parasını da ben cebimden karşılarım ama Fenerbahçe’ye vermem. Sezon başında da aynı şeyi yaptılar. Kemal, Olcan ve Mustafa Cevahir için. Sonra barıştık ama bu kadar da olmaz ki. Benim en hayati oyuncumun kafasını çelmişler. Böyle büyük bir camiaya bu oyunlar yakışmadı.””

http://www.stargazete.com/spor/galatasa … 163841.htm

Ve iste asil bomba kisim. Ibrahim Kizil’in bu yorumlari uzerine Fenerbahce yine resmi sitesinden asagidaki deklarasyonu yayinliyor:

“KINIYORUZ

21 Ocak 2009 Çarşamba

Gaziantepspor Kulübü Başkanı Sayın İbrahim Kızıl’ın bugünkü açıklamalarını hayret ve esefle karşılıyoruz.

Bekir İrtegün transferi ile ilgili olarak başkan vekilimiz Sayın Nihat Özdemir kulübümüzü temsilen Gaziantepspor Kulübü ile kurumsal olarak görüşmelere başlamıştır. Görüşmelerin başında Sayın Kızıl, sözleşmesinin sona ermesine yarım sezon kalmış Bekir İrtegün’ün transferi için kulübümüzden 3.500.000.-USD bonservis bedeli istemiş ve hemen ardından 1.500.000.-USD ye inmiştir. Ancak söz konusu bedelin de kulübümüz tarafından ekonomik gerçeklere uygun bulunmaması sebebi ile transfer görüşmeleri sonuçsuz kalmıştır.

Kulübümüz Bekir İrtegün’ü ya da bir başka futbolcuyu kesinlikle zorla transfer etme düşüncesinde değildir ve olamaz. Kaldı ki transfer koşulları TFF talimatları ile düzenlenmiş olup herkes için bağlayıcıdır. Bu noktada hatırlatmak isteriz ki, Sayın Kızıl bize yönelik olarak bu suçlamalarda bulunurken; sezon başında futbolcularımız Kemal Arslan, Mustafa Cevahir ve Olcan Adın’ı aramızda hiç bir anlaşma, görüşme ve mutabakat olmadığı halde kampa almış ve sözleşmesi devam eden bu futbolcularımız ile TFF Talimatlarına aykırı bir şekilde anlaşmıştır. Bunun ardından Gaziantep şehrine duyduğumuz saygı nedeniyle bu futbolculardan ikisi (Kemal kendi tercihi ile Kocaelispor’a transfer olmuştur) Gaziantepspor Kulübü’ne transfer olmuştur.

Sayın Kızıl, yaptığı açıklamasında “ben bir ticarethane işletiyorum” diyerek kendisinin spor adamlığından uzak ve nasıl bir anlayışta olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. Oysa ki Sayın Kızıl ne Gaziantepspor Kulübü’nün ne de Bekir İrtegün’ün sahibidir. Bu itibarla köle ticareti zihniyeti ile bir futbolcuyu onun rızası dışında bir başka kulübe satma gibi bir hakkı ve yetkisi olmadığı gibi Gaziantepspor Kulübü adına belli bir ekonomik değeri olan söz konusu transferi de bedelsiz olarak yapamaz. Üzülerek görüyoruz ki Gaziantepspor’un efsane başkanı Sayın Celal Doğan’dan başkanlık bayrağını devir alan Sayın Kızıl, kısa sürede Gaziantepspor’un uzun yıllar ve büyük emekler ile yarattığı saygın duruşu ayaklar altına almış ve bu anlamda kulübünü geriye götürmüş ve götürmektedir.

Bu vesile ile belirtmek isteriz ki kendisinin de bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu her fırsatta ifade eden Sayın Kızıl, Fenerbahçe ismini ağzına alırken bundan sonra iyi düşünmeli ve hatta kulübümüzün büyük ismini bir daha ağzına almamalıdır. Fenerbahçe ismi Sayın Kızıl’ın kavrayamadığı kadar ağır ve kutsal değerler ifade etmektedir. Bizler için kutsal olan bu değerler parasal kaygı ve düşünceler ile kirletilemeyecek ve bu uğurda ağza alınamayacak kadar önemlidir. Aynı şekilde kurtuluş savaşımızın önemli kalelerinden Gaziantep şehri ve onun takımının ismi de Sayın Kızıl’ın kirletemeyeceği kadar şereflidir ve bizim için de önem ifade etmektedir.

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ”

http://www.fenerbahce.org.tr/fb2008/pop … ntID=14444

Goruldugu uzere dun spor adamligindan uzak ve kole ticareti zihniyeti olarak nitelendirdikleri bir futbolcuyu kendi rizasi disinda bir baska kulube satma cabalarinin (Topuz boyle durus sergiledigi surece cabadan oteye gitmez) en aktif rollerinden birini bugunu Fenerbahce oynamaktadir. Kayserispor ve onun Fenerbahce uydusu yonetimi de Kayserispor’un cikarlarini hice sayma pahasina (*) sahte bir delikanlilik ayagiyla (biz sozumuzu yemeyiz lafinin icinin ne kadar bos oldugu canli yayinda defalarca goruldu) bu cabalarda diger aktif rolu oynamaktadir…

(*) Butun bu kiyametin nasil basladigini hatirlamakta fayda var. Kayseri’nin Topuz’un sozlesmesinde yer alan tutarda indirim istemesi uzerine Topuz bu indirimi kabul etmemekle kalmayip, madem oyle iste boyle diyerek bir de zam isteyince Kayserispor yonetimi gaza gelmis ve oyleyse kendine kulup bul demistir. Bunu da canli yayinda defalarca dile getirdikleri icin futbolcunun ayartilmasi gibi bir durum soz konusu bile degildir. Bunun ustune Topuz sadece bizle degil, Fenerbahce ile de gorusmustur. Lakin bu gorusmeler sonucunda Fenerbahce’nin tavrindan rahatsiz oldugu icin Besiktas’la anlasmis ve Fenerbahce ile anlasmayacagini net bir sekilde ifade etmistir. Topuz’un Besiktas’la anlastigini ogrenen Kayserispor yonetimi bir anda celallenmis ve daha sonra defalarca itiraf ettikleri gibi, rakamda ve alacaklari futbolcuda henuz bir mutabakata varmadiklari halde Fenerbahce ile anlastiklarini ve Topuz’un artik Fenerbahce’nin mali oldugunu duyurmustur. Fenerbahce yonetimi de, daha once bir futbolcunun rizasi disinda alinip satilmasina kimsenin hakki ve yetkisi olmadigini belirttikleri halde apar topar resmi sitelerinden Topuz’un Fenerbahce’de oldugunu duyurmuslardir. Bunun uzerine alevlenen tartisma sonunda dune kadar Topuz’un kontratinda yer alan maasi odeyemeyecekleri icin indirim isteyen Kayserispor yonetimi Topuz’un Besiktas’tan vazgecmesi halinde Besiktas ne veriyorsa daha fazlasini verecegini canli yayinda taahhut etmistir. Isin ilginc yani, dun soylediginin tam zittini yapacagini soyleyen bu kisi Anadolu cocugu oldugu icin sozunu asla yemeyecegini defalarca vurgulamistir. Dun elestirdikleri zihniyeti bugun uygulamaya koymaya calisan Fenerbahce de bu celiskiler yumaginin dugum noktasini olusturmustur…

Sonra da etik metik dersleri, hadi canim sizde!

Haziran 9, 2009

Alayına Sobe ULAN…

Kategori: 1 — atsiz @ 1:16 pm

Ben de kendimce kaleme aldığım bu yazıyı paylaşayım o zaman;

Maziden bir yaprakla başlayalım satırlara…

Futbolcuların pembe teskereye minnet etmediği,askerliği namus borcu bildikleri zamanlardı.

Balıkesirspor’dan yetişen,asker ocağında Kasımpaşa’ya geçip burada top koşturmaya başlayan bir gençti Coşkun.Sürati,çalımları ve tekniği ile izleyeni hayran bırakıyordu kendine.Bir gün antrenman öncesi haber geldi.Kendisini izleyenler arasında Beşiktaşlı Baba Hakkı da vardı…

Coşkun yine her zamanki gibiydi antrenmanda,şükrediyordu Allah’a.Mahcup olmamıştı Baba Hakkı’ya karşı.

Antrenman bitiminde Baba Hakkı Coşkun’u çağırmış,onu Beşiktaş’ta görmek istediğini söylemişti.Bulutların üzerindeydi Coşkun,daha resmen Kartal olmasa da uçuyor gibiydi.

Söz verdi.Beşiktaş forması giyecekti…

Bu arada aile dostu olan Fenerbahçe camiasının içerisinden birisi Coşkun’u Fenerbahçe’ye getirmek istiyordu.İzinli bir gününde Emirgan’daki bir çay bahçesinde buluştular.Eski günleri yâd ettiler önce,daha sonra konuya girdi o yakın dost.

‘’Fenerbahçe seninle ilgileniyor.’’ dedi. ‘’Gel götüreyim seni Fenerbahçe’ye.’’

Coşkun bir an bile tereddüt etmedi.

‘’Abi ben Baba Hakkı’ya söz verdim,Beşiktaş’ta oynayacağım.’’

Vatan borcu bitmiş,şimdi sıra Kartal olmaya gelmişti.Transfer sezonunun başladığı 1 Temmuz sabahında Baba Hakkı ve Coşkun soluğu Kasımpaşa Spor Klübü binasının önünde almışlardı.Baba Hakkı bonservisi alacak,bu iş bitecekti.Coşkun’a bir yere ayrılmamasını söyledi.İçeride gereken yapılacak,sonra Coşkun’un bonservisi ile birlikte Akaretler’e gidilip sözleşme imzalanacaktı.

Coşkun çocuklar gibi şendi fakat Baba Hakkı suratı asık,burnundan soluyarak geliyordu kendisine doğru.

‘’Biz bonservisine de sana da ancak 30 bin lira verebiliriz evlat.Fenerbahçe 50 bin teklif etmiş.’’

Coşkun’un beyninden kaynar sular dökülüyordu.Neden sonra toparladı kendini…

‘’Başkanım,gerekirse bana bir yıl para vermeyin,yine de bonservisimi alın.Ben Beşiktaş’tan başka takımda oynamam.’’

Gözleri dolmuştu babacan yürekli Baba Hakkı’nın. Döndü kurmaylarına ve dedi ki:

‘’Klübüne de Coşkun’a da istediği parayı verip bu işi bitirelim.Bize böyle Beşiktaşlılar lazım.’’

Daha sonra Coşkun Beşiktaş’ta ‘’Rüzgarın Oğlu’’ olarak anılmaya başlandı.Beşiktaşlılığını Balıkesir’deki köfteci dükkanının tabelasında yaşatıyor hala.

O günlerden bugünlere köprülerin altından çok sular aktı.Toprak sahaların yerini birinci sınıf tesisler aldı örneğin.Endürstriyel Futbol denen canavar türedi ve içine etti çocukluğumuzdaki o patlak topun peşinden yoldan geçen arabalara bakmaksızın koşan hevesimizin.Futbol artık bir oyun değil sektör olmuştu.Piyasası olan ve kurtlar sofrasına benzeyen bir çark halini almıştı.İnsanların heyecanları yerine akbabaların rantları vardı ön planda.

Kazanmak için her yol mübah olmuştu artık.Lekeli şampiyonlukları falan da geçtim,ülkenin köküne dinamit koyan bir iddianamede bile futboldan çıkar sağlamaya çalışan para babalarının rant uğruna kurdukları tezgahlar süslüyordu gazete manşetlerini.Artık futbolcular da o kadar yürekten bağlanmıyorlardı bir formaya.Sözleşme,profesyonellik,menajer tabirleri siyaha boyamıştı futbolun beyazını.

Derken bir Kartal yürek çıktı ortaya.

Beşiktaşlıyım dedi.

Nice evlat bellediklerimiz vardı oysa sözleşmeye imza atınca rengi değişen.

Otuz bin kişiyi azmettirerek küfrettiği çatının altına o klübün formasını giyerek gidenler görmüştü gözlerimiz.

Yusuf Hayaloğlu’nun dizelerindeki gibi kısıtlanmış umutlar taşıyabiliyorduk ancak.O da dünyanın değil bizim iyimserliğimizden ileri gelebiliyordu.

İyi kalpli amcaları birer birer uğurladık.
Ve dünya kirlendi filmler bozuldu
O masum sevdalar yaşanmıyor artık…

…diyen dizelerde bulmaya iyice alıştırmışken kendimizi,bir kartal yürek çıktı ve dedi ki:

‘’Ben Beşiktaşlıyım,Beşiktaş’ta oynamak istiyorum.O taraftarın önüne çıkacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum.50 milyon dolar da verseler Fenerbahçe’ye gitmeyeceğim,ben Beşiktaşlıyım.’’

O sözcükler senin ağzından dökülürken bizim de güzel günlere dair umutlarımız,akbabalara karşı zafer nidalarımız bir kez daha tezahür ediyordu Mehmed’im.

Biliyor musun ki Baba Hakkı yaşasa ne kadar gurur duyardı seninle…

Biliyor musun Son Holigan nasıl gurur duyuyordur şimdi adaşıyla…

Biliyor musun Kazım ağabeyin bize dediği gibi senin de Cesur Yüreklerin safına geçtiğini…

Ve biliyorsun değil mi bürokrasinin yapamadığını İnönü’ye çıktığın ilk maçta Beşiktaş taraftarının yapıp o stadı senin sevginle yıkacağını…

Hiçbir şahıs ya da kurum ismi önemli değil.
Emperyalist zihniyete,insanı köle gibi gören,metal gibi etiketin üzerini ödeyip sahip olacaklarını sanan müsveddelere karşı savaşımızın sembolüsün sen.

Adın gibi binlerce Mehmetçik vatan uğruna savaşırken senin değerlerin uğruna verdiğin bu savaşta da yanında Beşiktaş ordusu var.

Kapalı tribünün önüne gelip formanı atacağın günü;

İnönü semalarında ‘’Mehmet ortaya üçlü çektir Kartala’’ diyeceğimiz anı beklemekteyiz şimdi.

Yuvana hoş geldin Kartal Mehmet…

Sen Beşiktaşlıyım dedikten sonra geri kalan her şey Master Card reklamı..Ne diyordu hani?

Paranın satın alamayacağı şeyler vardır,geri kalan her şey için Master Card…

Hoş geldin Mehmet.

Hoş geldin son barikatın cesur yürekli savaşçısı.

Mayıs 24, 2009

Borç Toplumu

Kategori: 1 — atsiz @ 2:49 pm

Radikal’den Fatih Yaşlı’nın kaleminden…

Borçlanarak yaşamak, öteleyerek yaşamak anlamına gelir. Borç toplumunda her şey ötelenir. Bugün tüketilenin, bir anda tüketilenin bedeli gelecek aya, bir sonraki aya ötelenir. Kredi kartı borçları, minimum miktarı yatırılarak, gelecek aya ötelenir, o da olmazsa tüketici faizi çekilerek vade daha da uzatılır. Sadece bu da değil. Bir haftalık tatil için yılın 12 ayı taksit ödenir, bir yılbaşı gecesi eğlencesi sekiz taksite bölünür, bunun için gece gündüz köleler gibi çalışmak gerekir, borçlar bittiğinde ise bir sonraki tatil ya da yılbaşı gelmiştir çoktan. Her şeye yeniden başlamak gerekir.
Böylesi bir borç toplumunu simgeleyen belge nedir? Bu belge, “hesap ekstresi”nden başka bir şey olamaz elbette. Borç toplumunda kişi, hesap ekstresinde kendini görür. Çünkü ancak tüketim aracılığıyla kendini var edebilmekte, kendi olabilmekte, ancak bu şekilde “ötekilere”, o şatafatlı hayatın sahiplerine yaklaşabilmektedir. Borç toplumunda kişi, hesap ekstresi için yaşar ve hatta hesap ekstresi için ölür hale gelir. Çünkü ekstredeki her bir harcama kalemi, “iyi bir yaşam”ın göstergesi olarak değerlendirilir ve ödenmeyen borç ekstreleri yüzünden intiharı seçenlerin sayısı her geçen gün kabarır. Türkiye toplumuna, çağ atlatmış olduklarını söyleyenler eserleriyle övünebilirler artık. Bu toplumu bir “gösteri” ve “tüketim” toplumu haline getirmeyi başardıkları kadar, bir borç toplumu haline de getirmeyi başardılar çünkü.

Pascal Gibi Forvetin Olsun

Kategori: 1 — atsiz @ 2:16 pm

Pascal gibi forvetin olsun da varsın psikopat olsun, alemci olsun, tombalacı olsun. Duvara işesin, Danny Mills’e yumruk, Tomas’a kafa atsın; İsmail Güldüren’in ağzının içine tükürsün. Başkası yapmasın bunları, Pascal yapsın. Geçen Lig tv’de nostaljiye denk geldim. 5-1′lik Siirtspor maçı. Nouma’da yine her yol var. Alıyor, indiriyor, sürüyor, taşıyor; asist yapıyor, gol atıyor, verkaça giriyor. Hepsi başkaydı da futbolcu Pascal daha da başkaydı. Alpet reklamında oynamış, biraz daha zorlasa ağlatacaktı beni. ”N’apıyosun abi?” replikli tombala kısmı güldürmese araba camına iliştirilmiş hatıra gözü yaşartırdı belki be abi…

Youtube: Şimdi uzaklardasın….

Mayıs 21, 2009

Erkekler…

Kategori: 1 — atsiz @ 5:24 pm

Öznesi ölüm iken, ha intihar süsü verilmiş cinayet, ha cinayet süsü verilmiş intihar; ne farkeder? — Erkeklerin güçlülüğüne ilişkin çok yaygın kabuller var. Özellikle gönül işleri söz konusuysa hemen bütün kadınlar tektipleşmiş bir düşünceye ve reflekse sahiptirler: “Erkek değil mi, hepsi aynı!” Erkeklerin güçlülüğüne ve vurdumduymazlığına şaşmaz bir kesinlikle vurgu yapanlar, “kadınlar dehadan tümüyle yoksundurlar, aşkı ne hissetmeyi ne de anlatmayı becerirler. Portekiz mektupları‘nın(*) bir erkek tarafından yazıldığına dünyada her şey uğruna bahse girerim.” diyen J.J. Rousseau’yu ya da “gönül ilişkilerimde edindiğim tecrübe erkeklerin daha çok acı çektiği. Aslında bu acı karşılıklıdır. Kadının çektiği acı gerçektir ama erkeğin acısı fazladır” diyen Kafka’yı tamamen gözardı edebilirler mi acaba? Oysa ‘güçlü görünmek’ ile ‘güçlü olmak’ arasında çok fark var. Güçlü görünmek erkeğin doğasının bir dayatımı, içgüdüsel bir duruş. Çoğu kez erkek, ‘ne kadar da güçlü olduğu’ şeklindeki -bazen kendisinin de inandığı- yerleşik sanrının gözünün önünde yerle bir oluşunu seyreder, yaşadıklarıyla. Kalanı, hayatının dışarıdan nasıl göründüğü ile alakalı bir husus, bir teferruat. Görünüşe aldanmamalı. — (*) Lettres Portugaises ——————————————————————————–

Gardrop

Kategori: 1 — atsiz @ 5:15 pm

Kullanmadığım eşyalarımı ayırdık eşimle, iki koca valiz çıktı tam; iki koca valiz. Güya, bunları ihtiyacı olan birilerine vermeyi, onları mahcup etmemek için hiçbir şekilde yüzyüze gelmeden yapacak kadar ar sahibiyim. Alışverişten nefret etmeme rağmen bunca ‘eşya’yı biriktirirken ihtiyacım yok muydu asıl bu ‘ar’a? Sahteyiz, akıyor paçalarımızdan sahtelik. Kutsal(lar)ımız değil, onlara olan inançlarımız sahte. İdeallerimiz, amaçlarımız, ulvî hedeflerimiz, dünyaya verdiğimiz anlam, içimizi huşû ile dolduran manevî dinamiklerimiz.. Anlık, sıkıştığımızda rahatlatma işlevi gören değnek gibiler; ‘hayat gailesi’ içinde, metafizik ihtiyaçlarımız için kullanıp kullanıp bir kenera bırakılan değnekler.. “Hakikaten öyle ama yapamıyoruz azizim, ah, ah..” deyip deyip gıpta ediyor, öykünüyoruz inançlarımıza ve çizdiği modellere. Taammüden çaresizlik sinmiş üstümüze; manzarayı seyrederken, ya yeterince inanmadığımız ya da inandıklarımızı yapacak büzükten yoksun olduğumuz için suçu iradeye atıyoruz. Birbirimizle paslaşıyoruz, top çeviriyoruz sürekli. Bu yüzden idealist değiliz, bu yüzden aktivizm konforumuzu bozuyor. Ve bu yüzden teoride esip gürlerken pratikte ortalığı bok götürüyor. ——————————————————————————–

Sefalet

Kategori: 1 — atsiz @ 5:07 pm

Salih Memecan’ın DP-ANAP birleşmesi ile alakalı karikatürü hoş olmuş. Ama görünce ilk olarak o mezarın altında insanların yattığını düşündüm, bir kandırılmış hissiyatın yattığını. Ve bu can çekişen/ölmüş haliyle bile hâlâ kandırmaya devam eden bir ruh var ortada.

Babam anlatırdı, doğruluğunu yanlışlığını bilmiyorum. Fethullah Gülen cemaati daha henüz filizlenmemiş iken “Nurcular” olarak bilinen grup/lar başkaydı ve uzunca bir dönem Demirel’e hayli yakındılar.  O zamanlar, verilen destek karşılığı bakanlık sözü vermiş Demirel. Sonra kabine açıklanınca bakmışlar ki kendilerinden kimse yok, Demirel’in yanında almışlar soluğu.  “Hani bizden bakan olacaktı?” diye feverana başlarken daha, Demirel sözlerini kesmiş, “yahu ben varım ya..” diyerek. 

DP kongresinden sonra yine aklıma geldi bu hikaye ve çeşitli ‘Nurlu Süleyman’ türevleri.  Son seçimlerde Cindoruk’un oy kullandığı sandıktan DP’ye hiç oy çıkmamış ama aynı Cindoruk, Demirel’in desteği ile şimdi DP Genel Başkanı.

Şaşırtıcı gibi görünüyor bunlar ama değil.  Merkez sağın onyıllar süren sefaletine ilave iyi bir örnek sadece. Pek sevdiğim birisi değil ama Nihat Genç bir zaman bu sefaleti çok güzel analiz etmişti. Bulunup okunmalı.

Türkiye’deki tüm siyasal/fikrî akımların Kemalizm tarafından şekillendirildiği hep söylenir. İslamcısından, sosyalistine, solcusundan, sağcısına, Kürt-Türk milliyetçisinden, muhafazakârına kadar herkes nasiplenmiştir bu ideolojiden. Çünkü sistemin üretim bandından geçiyoruz, zihniyetin temel çekirdeğini bu oluşturuyor.

Ve bir siyaset bahçemiz var, garip garip meyvaların zuhur ettiği, kimilerinin vefat kimilerinin anka kuşu gibi yeniden doğduğu, solun sağa, sağın sola karıştığı, soldan olsun, sağdan olsun, İslamcı cenahtan olsun,  modernist aydınla(n/t)macıların cirit attığı ucube bir bahçe.

Yani sefalet sadece sağa özgü değil. Türk siyasetinin genel sefaleti bu. Hatta solun bazı fraksiyonlarının hali sağdan kat be kat daha berbat durumda. ‘Sistem solcusu’ Ergenekon avukatları bir yana, darbe mağduru bazı sosyalistler bile şimdiki darbecilerle iş pişiriyor. Kendilerini ’sol’ olarak tanımlayan Kürtçüler de  Kemalistlere “bizi dövmeyin, hep beraber muhafazakârları dövelim” dememiş miydi bir süre önce?

Muhafazakârlar ha keza. 80 darbesine ve ondan bir zaman sonraya kadar, her daim sopa yemiş cemaatler birbirlerine ağza alınmayacak sözler söylüyorlardı. Ayrıca hepsi birden diyanete cephe almışlardı, diyanet ise topyekün bunlara. Sonra hepsi birden sola, liberallere, Kürtlere, gayri müslimlere vs. Yeni yeni halden anlamalar başladı, çoğulculuk kabullenilir oldu. Aleviler hepsinden daha gerideler, bu kadar devlet odunu yiyip bu kadar ’sistemci’ bir başka grup yok.

Milliyetçiler zaten sisteme tam entegre olmuş, arada kazaya uğrayıp “biz içerdeyiz, fikrimiz iktidarda!?” durumuna düşseler de entegrasyondan şikayetçi değiller. Egemen sınıfın temsilcilerinin zaten farklı davranması beklenemez, onları doğal olarak geçiyoruz. Ne kalıyor geriye? İşte bahçemizin ürünleri.

Muhafazakâr kitle başta olmak üzere hemen her grupta ‘demokratikleşme ve özgürlükler’ bağlamında  iyileşmeler olsa da halen çok yetersiz. Küçük, turnusol işlevi gören hadiseler oluyor hemen tüm grupların (iki farklı uçta da olsa) ‘özde’ benzeri tepkiler verdiklerini görüyoruz. Her cenahtan bir kaç ‘üretim hatası’ makul olanı seslendiriyor ama ya kitleler nezdinde marjinal kalıyor ya da kakafoni sırasında sesleri duyulmuyor.

Tüm bunlar havzamızın kirliliğinin sonuçları. Ve ona yönelik bir temizlik yapılamıyor, korkunç bir direnç var. Normalleşme zorluğunun, bu sürecin çok yavaş işlemesinin ve sert direncin sebebi de bu kirliliğin ürünleri. Berbat, kırılması zor bir kısır döngü bu. Üzerimize giydirilen elbise artık dikiş tutmasa da, sistemin başarısı olarak görmek lazım bu kısa siyasal tarihi.

Konjonktürün de etkisi ile DP-ANAP hakkın rahmetine kavuşmuş olabilir ancak onların DA yeşerdiği havza ve onun ürünleri açısından bizim büyük problemimiz hâlâ ortada duruyor ve hiç de ölmüşe benzemiyor.

Mayıs 15, 2009

Sözde Ergenekon Davası Üzerine Can Alıcı Sorular

Kategori: 1 — atsiz @ 2:55 pm

Bu gün bu demokratik platformu bir zıt görüşe terk ediyorum müsadenizle. Şahsen ben yazarın görüşlerine katılmıyorum ama ben de Balbay’ın, Saylan-Haberal’ın darbe yapma hakkıını savunan yerli Voltaire’lerimiz gibi onun bu görüşleri ifade hakkını korumak için canımı veririm!

Buyurun:
***********************************
Sözde Ergenekon Davası üzerine can alıcı sorular!

Seçkin L. Vatansever*

Ergenekon adı altında yürütülen ve Deniz Baykal ve bizden hakimler sayesinde akibeti Susurluk’unki ile aynı olacak olan, sözde dava üzerinde konuşulması gereken en önemli hususlar aşağıdadır:

1. 70 küsur yaşında, çağdaş eğitim meleği, ülkemizde cüzzamla savaşın Florence Nightingale’i, kanserli Türkan Saylan annemizin evini tam 3 saat boyunca arama zulmü! Hangi savcı karar verdi? Erdoğan’ı tanıyor mu bu savcı? Ailesinde baş örtülü veya cumaya giden var mı? Sırada kim var? Muazzez İlmiye Çığ ninemiz?

2. Ülkemizde böbrek naklinin Albert Schweitzer’i bir o kadar çağdaş üniversite -hem de içinde ulusal TV kanalı barındıran cinsten- seçimlerde Akepe’yi layık olduğu yere göndermek için her türlü “p..tluğu” yapma emri veren, CB’lığını elinin tersi ile itecek kadar saygın, aydın Prof. Doç. Dr. extraordinaire Mehmet Baberal Hocamız’ı kim içeri aldı? Devam etmekte olan dava hakkında konuşmak bizim etiğmize yakışmaz ama kim yaptı ise bilsin ki Baykal’ın başbakanlığı döneminde hesabı sorulacaktır! Ferhat Sarıkaya ve Sacit Kayasu’nun kendisine selamı var. Duydun mu Zekeriya? Garanti Akepe ile gelen bir savcıdır. Atalarımız ne güzel buyurmuş: Akepe ile gelen APS ile gider!

3. Uğur Dündar’ın karısının Breziya’ya gittiği iftirasını kim attı Sayın Başbakan? Sorarım size!! Efendim, duyamadım? “Başbakan nerden bilsin iddianame ve onlarca klasör dolduran ifadelerde geçen her cümlede ne denildiğini” mi dediniz? Yemezler! Bu can alcı soruyu ben sormuyorum. Medyanın ennn saygın, güvenilir objektif bir enkırmeni de sordu defalarca! Adı dilimin ucunda. Evet hatırladım Uğur Dündar! (nerden mi biliyorum enn saygın, güvenilir vb olduğunu? Nerden olıcak, kendisi birkaç yüz defa ağzından kaçırdı da ordan). Ama esas önemli olan sizin eşiniz için “Brezilya’ya gitti” iftirası atılsa siz ne yapardınız sayın Başbakan? Hiç bizim medyada, siz, eşiniz, kızlarınızın “aile mahremiyetini” ihlal eden asparagaslar, müstehcen göndermeler yapıldığına, veya ne bileyim sizin, CB Gül’ün Yahudi olduğuna dair kitapların reklamının yapıldığına rastladınız mı? Peki hayatında bir kere dahi , tekrar ediyorum bir kere dahi, Brezilya’ya gitmemiş eşime “Brezilya’ya gitti” denilmesini nasıl sığdırıyorsunuz vicdanınıza? Konunun mana ve ehemmiyetine binaen Deniz Baykal CHP Meclis’te Brezilya Meselesi üzerine gensoru önergesi vermeli (niye olmasın “Haydar Baş’ın kaç eşi var” sorusuınun Meclis’te soru önergesi ile Başbakan’a sorulduğu ülke burası). Konu AIHM, AP, AI, HRW, BM, Lahey gündemine de taşınmalı, ayrıca Obama’ya bildirilmelidir (Washington’daki gururlarımız Soner Çağaptay ve Zeyno Baran bildirmediler ise).

4. Taraf Gazetesi’nin vicdan sahibi yazarı (Ece Temelkuran’ın Oya Abla’sı) nın da belirttiği gibi – tamam biz de darbe istemiyoruz ama- bu soruşturma yürütülür iken hukukun altın prensibi olan bu kime yarar sorusu sorulmalıdır. Eğer bundan dünyanın her tarafında okullar açan (!) rakip ideoloji F-tipi Cemaat ve benzerleri karlı çıkar ise cephanelik kazıları, ölüm kuyularında ceset aramalar, darbe şemaları, ses kayıtları ortaya çıkarma, ÇYD, ÇEV, ADD, Kuvayı Milliye gibi çağdaş kuruluşlar sorgulamaları derhal durdurulmalıdır.

5. Bir medya mensubu Ergenekon’culuktan, darbecilikten, fişlemeden falan sorgulanıyorsa, önce çalıştığı medya grubundan önemli birine telefon açılıp “bu kişinin Ergenekon’la alakası var mı yok mu” diye sorulmalı. Ahmet Altan masumiyet kriteri olarak ta bilinir bu hukuk literatüründe. O sormuş Sedat Ergin’e . O da yok demiş. Böylece Doğan Medya Yönetim Kurulu üyesi Tijen Mergen beraat etti! Ben de bu gün İlhan Selçuk’a telefon açtım “Mustafa Balbay’ın Ergenekon’la ilgisi veya alakası var mı” diye sormak için ama telefon meşguldü. Bu da demektir ki Sevgili Mustafa Balbay biraz daha içerde kalacak.

6. Ergenekon soruşturması ve damar tıkanması.

Turp gibi aydınların damarları bir günde tıkanır ve hemen GATA veya diğer bir güvenilir sağlık kurumunda bizden doktorlar tarafından yoğun bakıma alınır. Komaya girerler fakat komatoz halde dahi medyaya gerçekleri ulaştıracak ve bu vatanı sevmekten başka suçları olmadığı Yüce Divan’lardan zaman aşımı ile kurtulmak sureti ile ispat edilmiş eski ve yeni siyasiler, organize iş adamları, paşaları kabul etmekten geri durmazlar.

Esas bunları sorgulasın yandaş medya.! Kim tıkıyor Eruygur, Tolon, Ersöz, Selçuk’un damarlarını? Kim Saylan Hocamızı kanser etti? Bedrettin Dalan niye iyileşmedi hem de kendi seçkin üniverstesi değil ABD’de tedavi görmesine rağmen?

Yok, darbe yapmak insan hakkı mıdır, demokratik ülkelerde askerin yeri nedir, medyanın yeri nedir, sivil toplum nedir ne yapar, üniversite kampuslarında cephanelikler ne arıyor, “saygın kimseler” darbeye teşebbüs ettiğnde hukuk nasıl işler, faili meçhulleri ne yapacağız gibi suni gündem ile hedef saptırmak, kendine demokratlık yapmak yerine esas bunlara odaklansınlar!

Bu ülkeyi sokata bulmadık. Baldırı çıplaklara bırakmayız!
Bu böyle biline!

* Düşünür, yazar, kanaat önderi.

Ergenekon gene Menderes’in mirasına talip

Kategori: 1 — atsiz @ 2:43 pm

cindoruk-2Yassıada’da Menderes’in avukatı olduğuna fakir dâhil pek çoğumuzu inandırmıştı. Bir yazımda bu şimdi yalan olduğu anlaşılan bilgiye dayanarak “herhalde Yassıada’dan Stockholm sendromu ile çıkmış” demiş idim. Zira çizdiği karakter portresi kuzeni Küfürbaz Emin’inkinde ve karısı, Danıştay Saldırısı akabinde “dinciler yaptı” senaryosu gereği yalancı şahitlik yapan, Kadınlar Günü konuşmasında “Çocukluğumda ezan Türkçe okunurdu.. sonra o pis ses ile Arapça okunmaya başlandı.. bunlar asılınca halk mutluluk duydu” diyen Tansel Çölaşan’ınkinden ancak üslup olarak farklı idi. Her dönemde rantçı, vurguncu, vesayetçi, komplocu, entrikacı menfaatlerin savunucusu olmuş idi. 28 Şubat’ta Sülü ve darbecilerle el ele verip batırdığı Parti’nin şimdi genç, dürüst, dinamik ve tüm söylemleri ile demokrat bir lider, Süleyman Soylu, öncülüğünde adına yakışır bir hüviyete büründüğünü görünce gene bir 28 Şubat manevrası daha çekmeye soyunmuş. Parti’nin “genç kana” ihtiyacı varmış! Her zamanın en genci Demirel geri planda kalmayı yeğlemiş olacak.

Daha 1.5 ay önceki mahalli seçimlerde, kayıtlı olduğu ve bu gün de Ergenekoncu cephe adına liderliğine talip olduğu partiye ne kendisinin ne ailesinden bir tek kişinin oy verdiği ortaya çıkınca, “oyum benimle Tanrı arasında” demiş ama arkadaşlarının oyları için böylesi bir gizlilik kuralı yokmuş ki seçimlerde “birçok arkadaşın” Murat Karayalçın ve Kemal Kılıçdaroğlu’ya oy kullandığını da itiraf etmiş. Aklıma gene “her gece Tanrı ile konuşurum” diyen Busht’a “senin konuştuğun Şeytan” diye adamım Hugo Chavez geldi. Bu da her gece Sülü ile konuşur. Onun sandığından da DYP’ye tek oy çıkmamış. Ah ne şok!

Bazı gazetelerde okuduklarıma bakılır ise kazanma şansı bayağı yüksek imiş. Bu ülkemiz adına çok üzücü ama şaşırtıcı değil malesef. Pek çok insan için Ergenekon’a taraf olmak Ak Parti’ye karşı olmak kadar basit bir ahlaki seçim. Bu zihin yapısının tezahürlerini günlük yaşamda sık sık şahit oluyorum. Bakınız futbol sahalarına. Kendi takımının kazanması için karşısındakini yok etmeye hazır bir seyirci kitlesi var. Geçenlerde bir futbol maçı seyrettim kahvehanede. Her iki takım taraftarı da hakem bir taç kararını rakibe verse bile hakemin satılmışlığından başlıyor ve küfürle devam ediyor idi. Dün bir TV kanalında bir spor yorumcusu söyledi. Bazıları “niye Gaziantep maçı Sivas’a vermedi” diye kızgın imiş bazıları da “Fener hiçbir iddiası olmadığı halde niye maça asıldı” diye.

Evet, birilerini bizden veya bizim menfaatimize sandığımızda ahlaki kaygıları bir kenara bırakma, nalıncı keseri ile kendimizden tarafa yontmaya meyyal bir toplumuz. Ermeni soykırımına da, Kürt Meselesine de Ergenekon’a da demokrasiye de futbola da yaklaşımımız bu. Bir kamuoyu anketine göre Ergenekon davasına karşı çıkanlar yüzde 40 civarında imiş. Kendimize ait, kendimize yakın ve kendi menfaatimize gördüğümüzün üste çıkması için her yolu caiz gören bir ahlaktır Ergenekon’un anası. Bu marazi ruhun uç noktasını Mardin’in Bilge köyünde gördük. Amcasına, dayısına, halasına karşı babasının kazanması, o tetikçiler için gayet rasyonel hatta kutsal bir dava idi.

Şahsen Einstein’ın “kızamık gibi bir çocukluk hasatlığı” dediği milliyetçiliği daha da tehlikeli bir hastalık olarak görmemin nedeni de burada yatıyor. İki komşu arasındaki kavgaya adil olarak yaklaşabilen insanların kendi yakınları kavganın tarafı olduğunda hak, hukuk adalet duyguları uçup gidiveriyor bir anda.

İşte bu ahlaktır son seçimlerde Ergenekon’un avukatlarına oy artışını sağlayan ve bu gün bir çok siyasi gözlemciye “Cindoruk alır” dedirten. Bilmiyorum alır mı almaz mı. Kanaatimce fazla önemli de değil. Son seçimde oyunu AK Parti’ye vermiş biri olarak (aha büyük sırrı ifşa ettim!) bundan mutluluk duymam için sebep te var. Zira bir Ergenekoncu DYP ancak Ergenekoncu oylara talip olacak, yani demokrat oyları AK Parti’ye iade edecek. Ergenekoncu oy gelecekse ya Ergenekon’un avukatından ya üç maymunu oynayan Parti’den gelecek. Ama insanların hür iradeleri ile antidemokratik, gayrimeşru, ülkenin manevi değerlerine savaş halinde ve süfli emeller için her süfli vasıtayı caiz gören birilerine destek vermesi, eski komünist yeni demokrat Nabi Yağcı gibi fakire de dehşet veriyor!

Not: Başlıktaki “gene” ifadesinin mansını anlamayanlar için açıklama:

1960 ‘ın Darbesi’nin içerde ve dışardaki mimarları Menderes’in mirasını Inönü’ye teslim etmemlerinin mümkün olmadığını bildikleri için Demokrat Parti tabanını cezbedecek bir alternatif olarak Morrison Süleyman’ı icad ettiler.

Bu siyesti tanzim geleneğini daha sonra defalarca tekrarlandı. Turan Feyzioğlu’nun Güven Partisi’nden, Netekim Paşa’nın Tutgut Sunalp Paşa’ya kurdurduğu adını kimsenin hatırlamadığı parti, Cem Boyner’in Yeni Demokrasi Hareketi, Cindoruk’un DTP’si , İsmail Cem Ipekçi’nin Yeni Türkiye Partisi’ne ve 367-nin siyam ikizleri Mehmet Ağar-Erkan Mumcu bir ameliyatla tekrar birleştirilmesine kadar vesayet düzeninin yaratıklarından sonuncusu olmasındandır bu Cindoruk isminin tedavüle sürülmesi için “gene” demem. Şimdi bir de Abdullatif Şener ile bir “hareket” daha fırına verilmiş durumda. “Alışmış kudurmuştan beterdir” ve “yenilen pehlivan güreşe doymazmış” sözleri akla geliyor ama daha güzelini Akif söylemiş:

Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi ?”

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın.