|
|||||
Ona solcu bir siyaset bilimci olarak berrak gelen sol-sağ ayrımı, kendini ne sağa, ne sola ait hisseden “Herkes için önce adalet” diyen, bütün istisnalardan kurtulmuş, hiçbir seçim anketinde yer almayan araftaki seçmenler için ne kadar anlamlı bilemiyorum. Önümüzdeki hafta İnsel’in de üyesi olduğu Bağımsız Sol Adayları Destekleme Komitesi’nin önerdiği adaylarla tanışacağız. İsimlerini alamadığım bu solcuların Meclis’e girip giremeyeceğini, girerlerse sistemin bir parçası mı, yoksa ezilmişlerin sesi mi olacaklarını zaman gösterecek. Bir de tabii “Hangi ezilmişler?” sorusu var. Bağımsız sol adaylar bu soruya, “Sadece emekçiler değil, askerî vesayet rejiminin ezdiği herkes.” diyorlarsa buyursunlar gelsinler. Kendi seçmeninde bir heyecan yaratan DSP-CHP birlikteliği seçim sonrası nasıl seyreder? Deniz Baykal’ın DSP’lilere parti içinde yeteri kadar yer açıp açmayacağını bilemiyorum. DSP-CHP birleşmesi epey bir il ve ilçe başkanının makam olarak ortadan kalkması anlamına geldiği için o ara kademedeki insanların direnişleriyle karşılaşacaktır. Birleşme, bugünkü CHP’nin ulusalcı çizgisinde bir değişiklik yapmayacak ama bir berraklık getirecektir. Sosyal demokrat dünyanın bu bölünmeler nedeniyle zayıf olduğunu zanneden seçmen kitlesinin, zayıflığın bölünme mi, yoksa siyasal çizgi nedeniyle mi olduğu konusunda daha net bir fikri olacaktır. AKP’nin kendi hayat tarzını tehdit ettiği iddiasını taşıyan kesim için de CHP-DSP birlikteliği laik cephenin güçlendirilmesi olarak algılanacaktır. CHP’nin aslında DSP’nin trilyonlarına göz diktiği yorumlarını nasıl karşıladınız? Bir partinin bir şey harcamadan bu kadar paranın üzerine oturması da, “Bu parti midir, yoksa tasarruf sandığı mıdır?” diye sorduruyor insana. DSP’nin 80 milyon YTL olduğu rivayet edilen parasına göz diken küçük siyasi partiler veya girişimler oldu. Ama CHP için bunu söylemek doğru olmaz. CHP, DSP ile birleşmeyi sağlamış, AKP’yi hırpalamış, cumhurbaşkanını seçtirmemiş bir parti olarak seçim kampanyası yapacak. Beğenelim beğenmeyelim bütün bunlar CHP çevresindeki seçmen tarafından Baykal’ın başarı hanesine yazılacak. Peki Anayasa Mahkemesi’ni tehdit etmesi, askerin sopası kafamıza indiğinde sesini çıkarmaması hangi haneye yazılacak? Bunlar da kendi seçmeni açısından olumlu haneye yazılacaklar. Bunu ben onaylayarak değil tespit olarak söylüyorum. Bugün Baykal altı ay öncesine göre daha kuvvetli. CHP’nin seçim sloganlarını nasıl buldunuz? “Devleti böldürmeyeceğiz”, MHP’nin de bütünüyle katıldığı bir slogan. CHP “devleti böldürmeyeceğiz” sloganını ortaya atınca AKP dahil diğer hiçbir parti bu konuda CHP’yi eleştirmeyecektir. Çünkü bütün partiler örneğin Kürt sorununun çözümünün devleti böleceği fikrine teslim olmuş durumda. CHP kendini diğer partilerden ayıran bir sloganı ortaya çıkartmış olmuyor. Ya “halkı ezdirmeyeceğiz” sloganı? Bu, sosyal demokrat olma iddiasındaki bir parti için uygun bir slogan. CHP muhalefet anlayışını sadece laiklik kutuplaşması içine sıkıştırmasaydı, yıllardan beri esas mücadelesini yürütmesi gereken alan, AKP’nin iktisat politikaları, bunların sosyal sonuçları, gelir dağılımındaki eşitsizlikler olması gerekirdi. Halkı ezdirmemek tabirinin içinin doldurulması bir sosyal demokrat parti açısından elbette önemli. Ama “halkı ezdirmemek” Genç Parti’nin yaptığı gibi “mazot bir milyon olacak” türünden ucuz popülist sloganlara indirgendiğinde aynı zamanda faşizan bir partinin de sloganı olabilir. MHP halkı ezdireceğinden bahsetmiyor. AKP de zaten öyle bir iddiada bulunmuyor. Dolayısıyla bu da CHP’nin farkını ortaya koymuyor. MHP ile CHP arasında ne fark var? Kanaltürk’teki sunucu Ankara mitinginde, “Eğer sağdaysanız MHP’ye, soldaysanız CHP’ye oy verin.” çağrısında bulundu. Demek ki sağ ulusalcı MHP, sol ulusalcı CHP’dir. MHP ile CHP arasında ulusalcılık ve devlet partisi olması bakımından fark, 2004′ten itibaren azaldı. Ertuğrul Günay’ın “AKP, CHP’den daha solcu” tespitine katılıyor musunuz? Hayır. Bana göre AKP ile CHP farklı biçimlerde sağ partiler. AKP’liler temel hak ve özgürlükler konusunda belki CHP’lilerden daha tutarlı. Ama bu sol olmak için yeterli değil. AKP ciddi bir AB’ye yakınlaşma politikası yürüttü. Fakat muhalefetin milliyetçi kanala kendini çekmesi ile o duruşunu sağlam tutamadı. Kendisinin hazmedilmiş bir demokrat tavrı olmadığını, 301′inci madde konusundaki yaklaşımında gördük. Türk muhafazakâr dünyasının demokrasi ve siyaset anlayışı AKP’de halen ağır basıyor. Günay AKP’de, Kesici CHP’de. Başka kaymalar da var. Yok aslında partilerin birbirinden farkı, diye okunabilir mi? Şu anda partilerin seçim programlarının ne olduğunu bilmiyoruz. Sol sağ ayrımını merkezde eritmek gibi 1980′lerde başlayan teşebbüs bugün daha güçlü bir biçimde kendini ifade ediyor. Geniş bir muhafazakâr seçmen topluluğu siyasetin ağırlık merkezinin daha sağa kaymasına yol açıyor. CHP’nin solunda demokrat, özgürlükçü, ilkeli, dışa açık fakat aynı zamanda ülke içindeki dayanışmayı ikinci plana itmeyen, “yoksulluk, dışlanmışlık, Kürt sorunu hepsi iktisadi büyüme ile halledilir” demeyen bir parti yok. AKP de, “Bırakalım bunları. Yüzde sekiz büyüyelim. On sene sonra sorunumuz kalmaz.” diyor. O bunu söylüyor da CHP ne söylüyor? CHP, MHP gibi bu konularda hemen hemen hiçbir şey söylemeyerek ayakta kalmaya çalışıyor. Özgürlükçü sol açısından CHP’ye yönelik en büyük eleştiri, ulusalcılık yarışmasına Türk siyasetini sokarak, AKP’yi de o kanala çekmesidir. AKP eleştirisini sadece laiklik eksenine oturtarak, AKP’nin esas sol tarafından eleştirilmesi gereken iktisadi ve sosyal politikalarını, demokrasi eksikliklerini gündeme getirememesidir. Sonuçta Ertuğrul Günay’ın ifade ettiği gibi görünüşte bile olsa AKP’nin CHP’den daha sol parti olduğu iddiası dile getirilir hale geldi. Siyaseti artık sol ve sağ ayrımıyla okumasak da statükocular-değişimciler desek seçmenin kafası daha mı netleşir? Bu ayırım da büyük ölçüde yanıltıcı olur. Değişimcilik bayrağını muhafazakâr bir parti elinde tutuyorsa, sol açısından bu “değişim” başka bir statükonun pekiştirilmesi anlamına gelebilir. Sağ-sol ayırımı seçmen için hâlâ anlamlı. Ama seçmenin kendini solda tanımladığı tüm partilerin toplam oy oranı yüzde 30 civarında. Gerçek solu kim temsil ediyor? Bana sol gelen bir tavır, başkasına gelmeyebilir. Eğer insanlar kendilerini solda görüyorlarsa soldadırlar. Sağda görüyorlarsa sağdadırlar. Bu soldur, bu değildir tartışmasının ötesinde solun demokrasi, fikir ve ifade özgürlüğü, emekçi hakları, siyasi, iktisadi ve kültürel konularda eşitlik gibi asli ilkelerini Türkiye’de somut olarak tanımlaması lazım. Bu ilkelere göre solun sahibi kim? Hadi partisi lideri yok, bağımsız adaylar nerede? CHP’nin solunda oluşmaya çalışan bağımsız bir sol aday girişimi var. Bu benim kanımca ciddi bir sol, demokrat, özgürlükçü tavrı temsil etmek iddiasında. Seçimin erken olması nedeniyle bu, Türkiye çapında bir girişim olamayacak. Bağımsız sol adayların en fazla birkaç bölgesinde kendini gösterebileceğini, iki üç tanesinin milletvekili seçilmesinin bu aşamada başarı kabul edilmesi gerektiğini zannediyorum. Üç hakiki solcu Meclis’teki havayı değiştirebilir mi? Bu hakikidir demek, diğerleri sahtedir anlamına gelir ki bu son derece yanlıştır. Değişimden ne anladığınıza bağlı. Bu seçilen kişiler ulaşım konusunda bir oluşmuş parti politikası getirip, “Hükümette olursak bunu yapacağız.” demeyecekler, belli ilkeleri savunacaklardır. Türkiye’de baskın milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı çıkışın ve giderek ikinci sınıf vatandaş konumunda olan ve AKP’nin politikalarının da kendilerini bir kenarda bıraktığı emekçilerin, ezilenlerin, iktisadi planda dışlananların sesi olacaklar. Yurdumuzun bir yasaklar ülkesi değil, bir özgürlükler ülkesi olması talebini dile getirecekler, sol kamu vicdanının sesi olacaklar. Acaba? Yoksa kayıp mı olacaklardır o sistemin içinde? Adayları öneren destekleme komitesi, bu adaylar milletvekilli olduklarında, “Tamam bizim işimiz bitti.” demeyecek, onlarla beraber çalışacaklar. Bunun bir siyasal harekete dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Daha komiteyi oluşturmadık. Adaylarla ilgili şu anda isim veremem. Önümüzdeki hafta ortasında bağımsız sol aday girişimi bu nitelikte bir veya birkaç adayı ilan edecek. Sizin çıkaracağınız adayları bilemem ama kendilerine solcu diyenlerin neden demokratik talepleri yoktur? Kendini solcu olarak tanımlayan ama ulusalcı, dışa kapanma eğilimleri yüksek, devleti toplumun üstünde bir yüksek mevki olarak gören kişilere, “Niçin daha fazla demokrasi istemiyorsunuz?” diye sorsanız, “Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi buna elvermez.” derler. Türkiye halkının cahil olduğunu, bu cahil halkın demokratik seçimlerinin sağlıklı olmayacağını ima ederler. Bu kesimin toplumun çoğunluğuna karşı ciddi bir güvensizliği var. Bu aslında devletin millete genel bakışı değil mi? Evet, bu güvensizlik devlet politikalarına da hakim. Bu devlet aklıyla bu kesimlerin güvensizliği yan yana geldiği zaman, kendinin toplum üzerinde emredici rol almasını bir tür güvence olarak gören bir anlayış ortaya çıkıyor. Ulusalcılık Türkiye’de geleneksel solun neredeyse genetik özelliğidir. AKP, MHP, DYP milliyetçiliği de CHP’nin ulusalcılığından az değil. AKP kendi seçmenine, kendi gücüne güvendiği için milliyetçilik konusunda bazı açılımlar yapabildi. Fakat gördük ki kendisine milliyetçilik kanadından bir rekabet açıldığı an panikleyip, o milliyetçi damara hızla dönebiliyor. CHP özellikle 2004′ten itibaren kendini irtica ile mücadele cephesine çekti. Ve burada askerle bir tür zımni (örtük) ittifak oluşturdu. Ve 27 Nisan muhtırasına karşı hiçbir eleştiri dile getirmedi. CHP, askerin kritik anlarda müdahalesinin mümkün olduğu bir askerî vesayet rejimini kendisi açısından uygun görüyor. Her şeye rağmen AKP yeniden hükümeti tek başına kurarsa? Çok büyük bir gerginlik yaratacağını zannetmiyorum. AKP’nin gerçekten demokrat bir hamlenin taşıyıcısı olacaksa bu Anayasa’nın değiştirilmesine öncülük etmesi gerekiyor. AKP bugüne kadar 12 Eylül rejiminin anayasal ve siyasal yapısını kendi çoğunluğu açısından uygun buldu. Herhalde şu anda görmüşlerdir ki bu rejim, çoğunluğu elde etmiş olsa bile demokrasinin işlemesine izin vermiyor. AKP belki bu antidemokratik darbeyi yedikten sonra, demokrasi talebinin sadece kendisi için değil, bir genel ilke doğrultusunda gerçekleştiğinde sağlam bir temele oturacağını anlamıştır. AKP’den, siyasi partiler yasasının, seçim yasasının, cumhurbaşkanının yetkilerinin değiştirilmesi ile ilgili demokrasi hamlelerini taşıması beklenirdi. Ve o zaman AKP, ne bugünkü zor duruma düşmüş, ne de kendisi sonuçta 12 Eylül rejimi rantından yararlanmaya çalışan parti konumunda olurdu. Darbeler, muhtıralar dönemi nasıl biter? Darbe, ufkumuzda maalesef her zaman var. Asker de zaten bu müdahale tehdidini 27 Nisan muhtırasında ifade etti. Darbenin bir dayanağı İç Hizmet Kanunu. Değiştirilmesi Meclis’in iradesine bağlı ama sadece kanun değişikliği ile darbe tehdidini kalıcı biçimde savuşturamayız. Toplumun çoğunluğu buna hayır demezse açık veya örtük muhtıralarla yaşamaya devam edeceğiz. Başta muhafazakârların ordunun en güvenilir kurum olduğunu ifade ettiği bir toplumda çok kolay sivilleşme ve demokratikleşme yaşayamayız. Mitinglerde “daha fazla demokrasi” diye bağıramaz mı yığınlar? Bunu bağıranlar var ama maalesef çok fazla bir kitleye tekabül etmiyor. Hrant Dink’in cenazesinin kaldırıldığı günün ertesi, milliyetçi muhafazakâr çevreler “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganının atılmasından son derece rahatsız oldular. Bu rahatsızlığı bir kısım CHP’li de ifade etti. Cumhuriyet yürüyüşlerinde bu slogana karşı eleştirel imalar yapıldı. Bu sloganı kendi kimliğine yönelik bir ihanet olarak tanımlayanların daha fazla demokrasi talep eden yürüyüşte yer alacağını bekleyemeyiz. Kendileri için demokrat olanlar, demokrasi değil ayrıcalık talep ederler. |
|||||
| NURİYE AKMAN | |||||
——————————————————————————————
|
Fadime Özkan’ın Türkan Saylan’la yaptığı ve Star gazetesi’nde yayınlanan röportajı. Cumhuriyet, bildiğiniz gibi monarşi olmayan, egemenliğin millette olduğu yönetim biçimi. Bu ülkede aksini talep eden mi var ki mitinglerin adı cumhuriyet mitingi? Biz cumhuriyetten laik temelli demokrasiyi temsil eden cumhuriyeti algılıyoruz. TC, Cumhuriyet’i ilan etmeden meclisini kurmuş, önce demokrasinin temellerini atmıştır. Dolayısıyla Cumhuriyet de alt kavramlarıyla tehlikede. Söylediğiniz gibi Cumhuriyet’i, milleti temsil eden Meclis ilan etti. İki ay sonra halkın iradesi sandığa yani meclise yansıyacak. Bu durumda cumhuriyet mitingleri nafile mi olacak? Öyle şey olur mu? Sandık halkın gerçek düşüncelerini oylarına yansıtıyorsa gerçektir. 12 Eylül sonrası rejimin getirdiği yüzde 10 barajı ve dokunulmazlıklar var. Üçte bir oyla üçte iki çoğunluğu almış bir parti ‘ben sen bizim oğlan’ diye hareket etti. Ama ‘barajı atlayıp meclise gireyim de ne olursa olsun’ diyenlere de karşıyız. YÖNETMELİKLER VARMitinglerde toplumun bir kesimini dışlayan konuşmalar da yapıldı. Bu kamplaşmayı artırabilir mi diye endişelenip sorumluluk hissettiniz mi? Ben bu sözlerinize asla katılmıyorum. Biraz sanal olduğunu düşünüyorum. O yüzde 35′e sorun bakalım memnun musunuz diye? İki ay sonra sorulacak zaten. O zaman konuşalım. Bizim karşıtlığımız bu hükümetin kadınlarımızı türban üzerinden siyasal İslam olarak kullanarak bizi milli görüşe çekmeyi hedeflemesinedir. Biz mitinglerde ‘elim kırılsaydı da buraya oy vermeseydim’ diyenlerle kucaklaştık. Orada bir sürü bizim okuma yazma öğrettiğimiz başörtülü kadınlarımız, annelerimiz, ablalarımız vardı. Başörtülü kadınlardan bahsederken neden sadece okuma yazma bilmeyen ya da yaşlı kadınları alıyorsunuz? Genç, eğitimli, kentli, dünyadan haberdar, hayatını kazanan, başını da kendi iradesiyle örten çok sayıda kadın var bu ülkede? Hayır, geniş bir kesim yok kardeşim. Ayrıca bu ülkenin yasaları, yönetmelikleri var. Atatürk’ün, laik cumhuriyetin çocukları olarak biz türbanın belli yerlerde siyasal simge olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz. Bu yasal bir tavırdır. TAVRINIZI BEĞENMEDİMYasalar insan eliyle yapılır ve her yasa da, hukuki olmayabilir. Önemli olan evrensel temel hak ve özgürlüklerdir biliyorsunuz… …Benim insan haklarını savunduğumu herkes bilir. Ben de biliyorum ve bu yüzden soruyorum: Kişinin doğuştan kazandığı, anayasal güvence altına alınmış haklarının elinden alınması haksızlık mıdır, değil midir? Siz beni kendi fikirlerinize getirmeye çalışmayın. Bu şekilde sorgularsanız cevap vermem size. Ben bunun konuşulabilir olduğunu düşündüğüm, buradaki çelişkiyi nasıl açıkladığınızı merak ettiğim için soruyorum. Tavrınızı beğenmediğimi söylemek istiyorum. Ama sorumu cevaplamıyorsunuz Türkan Hanım? Bakın orada örtülü kadınlarımız da vardı. Çok hoştu. Hatta bir tanesine mikrofon tuttular. Dedi ki ‘Biz onlardan değiliz. Onlar zaten bizi sevmez.’ Ben o kızlarımızla bir öğretim üyesi olarak yaşadım senelerce. Nasıl o hale getirildiklerini, kurtulmak için ne çabalar verdiklerini, yüzlerine kezzap atmaya teşebbüs edenlerin üniversite kapılarında kavga çıkarttıklarını, o kızların büyük sıkıntı içersinde ‘bizi kurtarın’ dediklerini yaşadım. BU İŞLER KOLAY DEĞİLMerak ediyorum; yüzüne kezzap atılan kişi üniversite öğrencisiyse, yasal yolları neden kullanmıyor? Neden? Size bunları soruyorum çünkü 18 yaşına gelmiş bir insanın kendi iradesiyle başını örtemeyeceğini söylüyorsunuz. Örterse de okuyamayacağını. Ben de bir insan ve kadın hakları savunucusunun bunu neden söylediğini anlamaya çalışıyorum. Kardeşim, o üniversiteye gidemiyor da, ben asker olabiliyor muyum? Yapmayın yani. Bu ülkenin yasaları var. Yasalara uysun da isterse türban taksın, isterse ne yaparsa yapsın. Peki, mitinge dönelim o zaman. Mitinglerde Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’den çok eşi Hayrunnisa Gül’ün türbanına tepki gösterildi ve… …Hayır, ikisine de tepki gösterildi. Gül’ün geçmişi ortaya çıktı. O söylemleri söyleyen birinin Atatürk’ün, İnönü’nün temsil ettiği bir makamda olmasını ister misiniz? Türkiye’yi temsil ediyor zaten, Dışişleri Bakanımız. O politik bir şey. Bu politika üstü. Oraya gelen kişi de, eşi de artık birey değildir. Toplum nasıl gözükmek istiyorsa öyle temsil etmek zorundadır. Bu ülkede yasalara, çağdaşlığa aykırı küçük bir kitle her zaman olacak. Ama o ucun Türkiye’ye hakim konuma gelmesine asla izin veremeyiz. Buna ne derseniz deyin. Türkiye’deki kadın nüfusunun yarısının başı örtülü. Onlar için konulan yasaklar eşleri için de mi işletilmeli? Ama bakın… Siz provakasyona çok açık bir insansınız galiba. Bunu nereden çıkartıyorsunuz! Benim işim soru sormak. Bakın, başörtülü kadınlarla türbanlıları aynı kefeye koyamazsınız. Türban siyasal İslamcı bir davranıştır. 80′den sonra belli bir kadın vaiz ortaya çıkmış, kadınları ikna etmeye başlamıştır. Türban modamsı bir şey. Başörtülü kadınlara karşı değiliz. Anadolu’da analarımız, babaannelerimiz de başörtülü. Biz cumhuriyet kadını olarak yetiştik. Hiçbir örtülü anne de kızının örtünerek okumasından yana değildir. Peki, o kız kendi iradesiyle başını örtmek isterse ne olacak? İstiyorsa, istediği yola gidecek. Başını örttüğü için okula gidemeyecek yani? Başını örtmek istiyorsa gidemeyecek. EV KADINI OLABİLİRSİNKızların okuması için yıllardır büyük emekler veriyorsunuz Türkan Hanım. Hem ‘haydi kızlar okula’ diyorsunuz, hem de bazı kızlara ’siz değil’ diyorsunuz. Bu nasıl mümkün oluyor? Burada bir çelişki yok mu? Ben sizinle anlaşamıyorum. Ben kızların özgürlüğüne bir şey demiyorum. Erkekler nasıl kravatlı olduysa onlar da çağa uymak zorundalar. Size garanti veriyorum, bizim okuttuğumuz kızlarımızın hiç birisinin anne-babası kızının örtülü olmasını istemez. Siz aileden, çevreden, üçüncü kişilerden bahsediyorsunuz. Ben kişiden, bireyden bahsediyorum. 18 yaşını aşmış, başını da kendi iradesiyle örtmüş bir insana ‘başını aç’ demek ya da örttüğü için cezalandırmak bana ayıp geliyor. Size gelmiyor mu? Size gelebilir. Ama ben de diyorum ki ‘Kızım büyüyünce nasıl istersen öyle hareket edersin ama okulda bunu yapamazsın. Öğretmen olursan, memur, doktor olursan, siyasete girersen yapamazsın. Bunun dışında ev kadını olursun, işe atılır dükkan açarsın’. TC cumhurbaşkanlığında, parlamentosunda, eğitiminde, hastanesinde, okullarında bizi geriye götüren simgelerle olmayı kabul etmemiş. Laik düzen bu demek. Peki, şu ayrıştırmayı konuşalım o halde. Türban ve başörtüsü arasındaki… …Bakın, ben konunun uzmanı değilim ama uzmanların söylediğine göre vatandaşlarımızın örttüğü örtüyle bu bambaşkadır. Babaannelerimiz, köylülerimiz de başını güzel bağlayan kadınlarımız. Kentli, eğitimli, genç bir kadına ‘başını kapatacaksan köylüler ya da babaanneler gibi kapat’ demek mi bu? Babaannesi gibi bağlasın demiyoruz. Zaten başı bağlı anneler kızının başını bağlamasını istemiyor. TELEPATİ YAPIYORUMAslında şunu soracaktım yarım kaldı. Bir bilim kadını olarak başka bilim kadınlarının çalışmalarını takip ediyorsunuzdur herhalde. Prof. Nilüfer Göle ve Prof. Elizabeth Özdalga ‘türban modern başörtüsü yorumu’ yani ‘çağdaş bir giyim’dir diyor? Olabilir. Çiğdem Kağıtçıbaşı da var. İnanıyorum ki o kızlar içlerinden ‘Bunlar doğru söylüyor, biz kullanıldık’ diyor, biliyorum. Böyle bir telepati var. O çocukları sarıp sarmalayıp ‘kapıdayız, bir şey yaparsan gösteririm sana’ diye tehdit etmeye kimsenin hakkı yok. Onlara ‘bunu özgür irademizle yaptık’ dedirtmeye, benim hemcinsimi istismar etmeye kimsenin hakkı yok. Hemcinsinizin neden bu kadar edilgen ve zayıf olduğunu düşünüyorsunuz? Öyle olup da size baskı gördüğünü anlatanlara hukuki yollar konusunda yardımcı olmuyor musunuz, bu vakalar kamuoyuna neden hiç yansımıyor? Söyledim, karakola gittiğinde ne diyorlar. Kalacak yeri olmayan bir kız, öğrenci yurduna gittiğinde ‘Seni buraya alırız ama başını örteceksin, gece kalkıp merdivenleri sileceksin, şunu bunu yapacaksın’ diyorlar. Ağlayarak bize geliyor bu kızlar. Bunların farkında değilsiniz, türbanlı kadınları savunmaya çalışıyorsunuz. Ben, bir insan hakları savunucusunun temel bir hakkın yasaklanmasını neden savunduğunu anlamaya çalışıyorum. Ben bir doktor olarak onlara verilen fiziksel zararları tedavi etmeye çalışıyorum. Ama tabi ki tuzu kuru zengin, gidip de tesettür modalarına uymuş hanımefendilerin hakkını hiç kimse yemiyor bu Türkiye’de. ASKER MiTiNGLERE KATKI YAPTICumhuriyet mitinglerinden önce medyaya, TSK’nın STK’lar eliyle halkı meydanlara döküp darbe ortamı hazırlamayı amaçladığı yönünde belgeler yansıdı biliyorsunuz. Dönemin kuvvet komutanlarından Şener Eruygur da şu an mitinglerin başını çeken ADD’nin başkanı. Tüm bunlar zihninize soru işareti düşürdü mü? Asla! Herkes bir görev yapar, ayrılınca vatandaştır. Biz Şener Paşa’yı herhangi bir asker olarak görmüyoruz. Doktor da olabilirdi. Darbeyle ilgili hiç bir açıklık yok. Zaten biz bağırdık ‘darbeye karşıyız’ diye. Daha sonra da muhtıra için ‘iyi oldu’ dediniz. Onu muhtıra olarak görmüyorum. Bu ordunun bir görevidir kardeşim. Yurt içinde, dışında herkes muhtıra olarak değerlendirdi? Neye katkı? İnsanların meydanlara toplanmalarına bir nevi bir katkı yapmıştır. Birçok insanın uyanmasına neden oldu. ———————————————————————————————————————–
—————————————————————————————————————————-
|
||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||



